HAK-PAR Başkanlık Kurulu;
‘KÜRT HALKI HAK VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNDEN ASLA VAZ GEÇMEYECEKTİR.’
Devletin çerçevesini ve içeriğini belirleyerek, PKK nin silahlı mücadelesini sonlandırmak ve örgütün tasfiyesi ile sınırlandırdığı ‘’Terörsüz Türkiye projesi’’ Mecliste kurulan ‘Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’ adına dönüşerek devam ediyor.
Anlaşılan o ki; ‘Kürt meselesi’ veya ‘çözüm’ gibi kelimelerden özenle kaçınılan söz konusu komisyonun görevi, PKK‘nin tasfiyesini izlemek, cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerin tahliyesi, silah bırakanların entegrasyonu ile bu işlerin gerçekleşmesinde rol alanların hukuki garantilerini içeren meseleler için gerekli yasal adımları tespit etmek ve Parlamentoya önermekle sınırlı.
Öncelikle; şayet başarıla bilinirse, en çok Kürt halkına büyük acılar, yıkımlar yaratan ve onun meşru hak ve özgürlük mücadelesine zarar veren PKK’nin silahlı yapısının sonlandırılması ve tasfiyesi olumludur.
Bu meselenin Parlamento zemininde ve en geniş mutabakatla yapılma iradesi de isabetlidir.
Ancak; yapılan resmi açıklamalarla, söz konusu projenin Kürt meselesinin çözümüne yönelik her hangi bir sonuç üretme hedefinin olmadığı ifade edilse de, Kürtler adına siyaset yaptığını iddia eden DEM ve PKK çevrelerinin, sanki Kürt meselesinin çözümü için çalışılıyormuş gibi, kamuoyunu yanıltan söylem ve tutumları tam bir çarpıtma ve algı oluşturma çabasıdır.
Nitekim Devlet Bahçeli 22 Ekim 2024 grup toplantısında yaptığı konuşmada ‘kolektif kimlik ve etnik temelde bir çözüme atıf yapmak vahim bir tehlikedir’ sözleriyle sürecin çerçevesini çizmiş, Öcalan’da ‘ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümler, tarihsel toplum sosyolojisine cevap olamamaktadır.’ Diyerek devletin geleneksel asimilasyon ve entegrasyon politikalarına paralel olarak yol alınacağını ilan etmiştir.
Öcalan’a biat eden PKK ve legal uzantılarının Bahçeli’nin çerçevesini çizdiği projenin başarısı için çalışmaları, ‘Ortak vatan, demokratik ulus’ anlayışı ve ‘Türkiyelileşme’ hedefine seferber olmaları kendi bilecekleri bir iştir.
Ancak; devletin Kürt meselesinde izlediği 100 yıllık bastırma politikalarının, ağır asimilasyon siyasetinin yarattığı ağır sonuçları görmemezlikten gelen ve 40 yıllık savaşa da zemin hazırlayan çözümsüzlük politikalarının aynen devam ettirilmesi ile ne barış, ne kardeşlik ne de gerçek anlamda demokratikleşmenin sağlanamayacağı, Kürt halkının da, kolektif, meşru hak ve özgürlük mücadelesinden asla vaz geçmeyeceği bilinmelidir.
Kürt meselesini PKK ile özleştiren ve onun tasfiyesi ile ortadan kalkacağını ‘Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi’ hedefine ulaşılabileceğini propaganda etmek, boş bir çabadır.
Bu hedeflere ulaşmanın öncelikli yolu, sorunu olduğu gibi kabul etmekle, adını koymakla başlar.
Bu sorunun adı Kürt sorunudur.
Kürt sorunu bugüne geçmişten miras kalan ve adil bir çözüme kavuşturulmak yerine, bastırıldığı için sürüp gelen, giderek ağırlaşan, topluma büyük bedellere mal olan bir sorundur.
Cumhuriyet döneminde Kemalist rejim Kürtlerin varlığını inkâr etti. Kürt dili ve kültürü yasaklandı, yok edilmek istendi. Bu yanlış politika baskı ve şiddet eşliğinde yürütüldü. Bu da kaçınılmaz olarak Kürt halkının tepkilerine yol açtı ve bu nedenle zaman zaman yaşananlar topluma çok ağır bedellere mal oldu.
Son olarak 40 yıllık bir çatışma dönemi yaşandı ve bu 50 bin canın kaybına, özellikle bölgenin alt üst olmasına, milyonlarca insanımızın göçüne ve büyük maddi kayba yol açtı. Türkiye bu nedenle demokratikleşme ve gelişme yarışında geri kaldı.
Kürt sorunu köklü ve kalıcı bir çözüme kavuşturulmalıdır.
Çözüm elbette adil olmalıdır.
Türkiye, başta Türkler ve Kürtler olmak üzere çok sayıda etnik grubun, farklı inançtan insanların yaşadığı bir ülkedir.
Ancak, idari yapısı bu çok uluslu, çok kültürlü yapısına uymamaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, herkesi Türk etnisitesi içinde zorla eritmeye çalışan aşırı merkeziyetçi, üniter (tekçi) bir devlettir.
Yöneticilerin bu yanlış idari anlayışta ısrar etmesi, bugün Kürt sorunu, Alevi Sorunu, demokratikleşememe, otoriterleşme, sürekli ekonomik krizlerle yüz yüze kalınması gibi süregelen bütün sorunlara kaynaklık etmekte veya sorunları ağırlaştıran bir etki yaratmaktadır.
Söz konusu idari yapı sürekli olarak çatışmalar, isyanlar, başkaldırılar, darbeler, ekonomik krizler üretmektedir.
Son 40 yılda yaşanan büyük acı ve tahribatların yansıra Türkiye’ye 2 trilyon dolar maliyeti olan çatışmalara da Kürt sorununun adil bir çözüme kavuşturulmaması kaynaklık etmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti de başta Kürt sorunu olmak üzere kuruluşundan bu yana çözemediği, kangrenleşmiş sorunlarını aşmak için, çok dilli, çok kültürlü, çok uluslu gerçeğine uygun, çoğulcu bir niteliğe kavuşmalı; federal tarzda yeniden yapılanmalıdır.
Başta Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölge olmak üzere, farklılıkların var olduğu bölgelerde federe yapılar kurulmalıdır.
Kürtçe de Türkçenin yanı sıra resmi dil olmalı, İlkokuldan üniversiteye kadar eğitimde kullanılmalıdır.
Türkiye’yi yönetenler, geleneksel Kürt karşıtı, bastırma ve çözümsüzlük politikalarını tekrar etmek yerine, geçmişin yaralarını sarma, toplumsal uzlaşıyla kalıcı barışı, kardeşliği ve huzurlu bir geleceği inşa etme hedefiyle cesur adımlar atmalı, ‘Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’ ise çözüm politikalarına zemin hazırlamalıdır.
23.08 2025
