15 C
Diyarbakır
Cuma, Ekim 22, 2021

100 YIL ÖNCE  100 YIL SONRA  ORTADOĞU ve KÜRDLER

Yaklaşık okuma süresi: 5 dakika

Davut BİLİNMİŞ

Dünyadaki bütün savaşların ve siyasal dönüşümlerin ardındaki temel sebep, ekonomik ve ulusal çıkarlardır.

Günümüzde ulusal pazarlar, yerini uluslararası pazarlara bırakmış olup, bölgesel iç sorunlar global dünyanın sorunu haline gelmeye başlamıştır.

Ortadoğuda olup bitenlere baktığımız zaman, pazar yeni ekonomik taleplere göre güncellenirken, bölgenin ;  ekonomik, toplumsal, siyasal ve yönetsel olarak yeniden şekillenmeye doğru gittiğine şahit olmaktayız.                          

Yüzyıl Önce Ortadoğu ;

1789 Fransız Devrimi ve Birinci Dünya savaşından sonra, imparatorluklar yerine ulus devletlerin ortaya çıkması süreci özellikle Kürdler açısından irdelenirse Ortadoğu’da olup bitenler, bugün yaşadıklarımızı anlamamıza yardımcı olur kanısındayım.

Yüzyıl önce Ortadoğu şekillenirken, ekonomik sebepler, enerji kaynaklarının paylaşımı/kontrolünü sağlamak olarak görülebilir. O günden bugüne petrol halen dünyanın en önemli ekonomik kaynağı olmaya devam etmektedir.

Dönemin emperyal güçleri İngilizler ve Fransızlar, Ortadoğu pazarını ele geçirmek için, çeşitli ittifaklara göre, ekonomik kaynakların haritasını çizmişlerdir, o dönemin yerel güçleri ise, onlara müttefik olup olamama durumuna göre kendilerine satü ve yer verilmiştir.

Bölgenin en eski ve yerleşik halkı Kürdler hiçbir statü almadan yok sayılarak, toprakları da dört parçaya bölünerek, Türkiye, İran ve yeni kurulan iki devlet olan, Irak ve Suriye arasında bölünmüştür. 

Yüzyıl önce Kürdler açısından baktığımız zaman; Kürdler neden statüsüz bırakıldılar, bazı tarihçilerin yazdığına göre, Kürdler mandacılığı kabullenmediği için, bazılarına göre din elden gidiyor telaşı ile ittifaklardan uzak kalmalarına sebep olmuşlardır, sebepler ard arda sıralanabilir. 

Kısacası, yüzyıl önce Ortadoğu’nun, ekonomik ve siyasal, şekillenme döneminde;                                               

Çıkarların birliğini esas almadan hareket edenler kaybetmişlerdir. 

Yüzyıl önce Kürdler, iç sebepler veya dışardan sebeplerle, hiçbir statü almadan bugüne kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir. 

Ayrıca Kürdlerin yüzyıl önce statüsüz kalmalarının sebepleri arasında, yeni kurulan Türk devletinde ortak olmaları gerekirken yok sayılmışlardır.

Dönemin Türk milliyetçi akımı, İttihat ve Terakki Cemiyeti, süreci başından beri okuyarak ve Kürdleri statüsüz bırakmak için, entelektüel, aydın Kürd ailelerinin çocuklarını başından beri İstanbul’da okullara alarak, ulusal aidiyetlerinden uzaklaştırmaya çalışmışlardır.

Ayrıca Kürdleri öndersiz bırakmak için, o dönemin koşullarına göre, dünya ile siyasal uyum ve diplomasi yapabilecek potansiyele sahip, ulusal bilinçleri pekişmiş Kürd Mirleri Bedirhani ailesini, sebepler yaratarak sürgünlere göndermişlerdir.                                        

Kürdlerin öndersiz kalmalarını sağlayarak dünya ile uyumlu siyaset yapmalarını engellemeyi statüsüz kalmalarında önemli bir faktör olarak görmek lazım. 

Birçok başkaldırıya rağmen Kürdler başarı elde edemediler, asimilasyon, fantazi teoriler, (Dağ Türkleri gibi uydurmalar) hiçbiri varlıklarını ortadan kaldıramamıştır, dönüp baktığımız zaman ızdırap, halklar arası eşitsizlik ve genel olarak bölge halklarının geri kaldığı bir yüzyıl geride kalmıştır.

Yüzyıl sonra Ortadoğu ; 

Yüzyıl sonra Ortadoğu yeniden evrim geçirmektedir. Yüzyıl önce temelleri atılan siyasal ve ekonomik altyapı, günümüz koşullarına cevap vermesi için, dünyanın makro ekonomik yapısına göre pazarın yeniden güncellenmesi hedeflenerek, toplumların değişim ve  dönüşmlerini beraberinde getirmektedir. 

Bu değişim ve dönüşümün alt yapısı olan, global ekonominin arz talep temel yapısının zorlaması, yeni pazara göre toplumu ve yönetimleri bu yüzyıla göre şekillendirmek ve dizayn etmek olarak görmek mümkündür. Yoksa Ortadoğu hiç yoktan, doksanlı yıllardan bugüne bu iç kargaşaları yaşadığını söylemek mümkün değildir.

1990’lı yıllarda, ABD’nin Irak’a girmesi ile diktatör, kan emici Saddam’ın devrilmesinden sonra Kürdler bir statü alarak federatif bir Irak’ta, Kürd Federe Yönetimi meydana gelmiştir. Kürd Yönetimi’nin kurumsallaşmasını engellemek ve bu çoğulcu yapıya direnç gösteren bölge nizamının değişimine direnç gösterenler arasında süreç devam etmektedir. 

Irak’ta Kürdler için statü gündeme geldiği zaman, çok dikkat çeken ve manidar olan bir durum, Türkiye tarihinde görülmemiş  ‘’anti emperyalist’’ yığınsal dalgalanmalar olmuştur, bu gösterilerde yer alan Türkiye’nin sözde demokrasi güçleri, sol, sosyalist ve Kürdler adına ortaya çıktıklarını iddia eden (aslında Kürdlerin statüsüne karşı olan) şimdiki HDP’nin geçmiş yapılanmaları da bu ‘’anti emperyalist” aslında ‘’anti Kürd statüye” karşı olarak tarihe geçmiştir. 

Kürdlerin statüye kavuşması, bütün bölgenin ve halklarının, ekonomik, sosyal ve siyasal olarak kalkınmalarını beraberinde getirecektir. 

Statüsüzlük ise, bölgede daralmış demokrasi, gelişmeyen toplumsal yapıyı beraberinde getirmektedir.

Yetmişli yıllarda Kürd aydın ve siyasetçileri, çok önemli bir siyasal yapılanma sürecini başlatmışlardır. Bölgenin sosyo ekonomik yapısından tutun, bütün alanlara neşter atarak,  ulusal siyasetin temellerini atmışlardır.

Ne yazık ki bu siyasal temeller, kurumsallaşamadan önleri içerden kesilmiştir. Yüzyıl sonra İttihat ve Terakki’nin devamı olan Kemalist sistem, PKK üzerinden Kürd siyasal hareketlerini tasfiye etmeye başlayarak, önlerini kesmiştir. Bunu 12 Eylül faşist darbesiyle tamamlayarak, yok etmeye çalışmışlardır.

PKK’ye gelince, bağımsızlık talebi ile başlamıştır, güçlendikçe taleplerini alt seviyelere indirerek ve Kürd halkına kabul ettirerek, esas itibariyle, başlangıç kararı olan Kürdlerin statatüsüz kalmaları noktasına kadar indirgenmiştir.

Kuşkusuz PKK’yi yaratan sistem, Kürdlerin statüsüz kalmaları pahasına, Türkiye’deki ekonomi, demokrasi, hukuk ve insan hakları alanında da geri kalmasına sebep olmuştur, ancak tekçi sistem ve zihniyeti başından beri halkların çıkarı üzerine inşa edilen bir sistem olmamıştır.

Yüzyıl önce kurulan tekçi sistemler, demokrasinin, evrensel hukukun, insan haklarının ve sosyal toplumun oluşmasının önünü kesmektedir. 

Dünyada ise, uluslararası pazarlar beraberinde uluslararası yasalar, insan hakları, çoğulcu demokrasi ve evrensel hukuku, kısacası çoğulculuğu zenginlik sayan sistem öngörmektedir ve dayatmaktadır, buna direnç gösteren bölge yönetimleri sadece kabul görmedikleri halkı değil, kabul gördükleri halkları da fakirliğe, hukuksuzluğa mahkum etmektedirler, Kürdler statüsüz kalsın diye.

Bu yüzyılda Kürdler ne yapmalı?

Kürd siyasi kurumları, dünyanın ekonomik sistem ve çıkarlarını kendi çıkarları ile birleştirerek, uluslararası siyaset, bölgesel siyaset ve kendi siyasetini yüzyıl öncesini görerek, bugünkü parametrelere göre dizayn etmek zorundadır.

Özellikle Türkiye’de son yarım asırdır, oluşan şiddet ortamı ve Kürdleri siyaseten içeriden kuşatan, PKK ve legal uzantısı HDP, Kürd siyaseti tarafından çok iyi analiz edilmesi gereken başlangıç noktası olmak zorundadır.

Kürdleri, içeriden statüsüzlük talebi ile kuşatan siyasete karşı, dik duruş ve karşı siyaset sergiliyerek yola devam etmek zorunlu hale gelmiştir.

Kürd siyasetçi ve aydınlarının demokratik yol ve yöntemlerden sapmadan, yapacakları en önemli ve ilk adım, karşıt siyaset ve projeleri iyi okuyarak, dünyada gelişen yeni parametrelere uyumlu, ulusal siyasal kurumsallaşmalarını yaratmak olmalıdır.

Günümüzde, demokratik yol ve yöntemlerin geçerli olduğunu kabul ederek, şiddeti zihinlerden çıkararak, karşıt şiddeti bertaraf etmenin yolu da budur.

Kitlelerle buluşmadan, siyasal kurumsallaşma sağlanamadan, ulusal taleplerin, ülke içinde veya dünyada etkin olması ve kabul görmesi düşünülemez.

Duygusal siyaset, toplumu ve siyasi kesimleri uçuruma ve körlüğe götürür, Doğru bir program ve haklı taleplere sahip olmak yeterli değildir. Önemli olan bu programı rehber alarak, kısa, orta ve uzun vadeli bir çalışma planı ile hayata geçirmektir.

Çalışma planı olmayan bir kurumun başarı şansı yoktur, ancak el yordamı ve günü birlik siyasetle yola devam edebilir ki, bu da günümüzde geçerli ve gerçekçi bir yöntem değildir.

Son dönem bazı kesimler tarafından çok sık gündeme taşınmaya çalışılan, federasyon talebini teslimiyet ve yanlış bir siyaset olarak dile getirenler vardır, otonomi, federasyon ve bağımsızlık, karşıt yönetim biçimleri değildir, biri diğerine engel olmadan tamamlanan yönetim biçimleridir. 

Talepleri yaparken, dünyanın konjonktürel durumunu, bölgesel ve kendi konumunu hesaba katarak, son talebi başa getirmeden, talepleri yaparken birbirine kurban etmeden nesnel koşulları hesaba katarak planlamaktır. Her üç talep, Kürdlerin en temel hakkıdır, önemli olan öncelikleri zora sokmadan, talepleri programlamak ve çalışma planına almaktır.

Seçimleri boykot söylemleri de vardır, bu seçenek doğru siyasete (statü talebine) zarar ve statüsüzlük siyasetine fayda sağlayacağını unutmamak gerekir, hele hele kitleselleşmeden bu tercihi öne sürmek, doğru bir seçenek olmayıp, kitlelerle buluşmanın önünü kesmektir. 

Ulusal siyaseti kurumsallaştırmaya yakın olan;

Hak ve Özgürlükler Partisi / HAK-PAR, demokratik siyaseti kendine rehber edinen, ulusal ve insani taleplerinden,  taviz vermeyen bir profram ve çalışma planına sahiptir. Bu parti başta Kürdler olmak üzere, Türkiye’deki bütün katmanlar için bir şanstır, çünkü doğru bir program ve siyasete sahiptir.

Bu partinin eksikleri olabilir, önemli olan demokratik işleyişi esas alarak, katılım sağlayarak, onu geliştirmeye çalışmak ve hep beraber ulusal bir kuruma dönüştürmektir. 

Unutmamak gerekir ki, kurumlarda misyon kalıcıdır, vizyon, politika ve talepler devamlı güncellenebilir durumdadır.

Radikal söylem ve taleplerin yanında, statüsüzlük talebi ile dirsek temasında olmak doğru bir siyaset değildir, yanlışın neresinden dönülürse kârdır, kitleler bunu yavaş yavaş fark etmeye başlamıştır, geç olmadan doğru siyaset yelpazesinde yer almak herkesin yararınadır, en başta kırk yıldır  bunlardan zarar gören, Kürd halkının faydasınadır.

Doğru siyaset Türkiye ve Ortadoğu halklarına, refah, evrensel hukuk, ileri derecede insan hakları ve güçlenen ekonomi ile halkın refah seviyesini yükselten, farklılıkları kabul ve zenginlik sayan, çoğulcu demokrasi ve gelir adaletini sağlayan sosyal devlet yapısına kavuşmaktır.

***Konuk Yazarlar bölümünde ifade edilen görüşler hakpar.org.tr’nin politikalarından bağımsız, yazarın kendisini bağlamaktadır***

İlgili İçerikler

İletişimde Kalın

22,974BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
3,266TakipçilerTakip Et
0AbonelerAbone

Son Eklenenler