......
Türkçe (Türkiye)KürtçeEnglish

E-UYELİK SİSTEMİ

SEÇİM BİLDİRGESİ

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün762
mod_vvisit_counterDün3196
mod_vvisit_counterBu Hafta22270
mod_vvisit_counterGeçen Hafta48933
mod_vvisit_counterBu Ay18525
mod_vvisit_counterGeçen Ay143443
mod_vvisit_counterTüm Zaman6850916

We have: 10 guests, 25 bots online
Senin IP no:: 3.231.220.225
 , 
Today: Haz 05, 2020

BURKAY: “Çözüm eşitlikten geçer”
AddThis Social Bookmark Button

HAK-PAR Haber Merkezi/
HAK-PAR Diyarbakır İl Örgütü tarafından düzenlenen “son siyasal süreç ve Kürt sorununun çözümü” konulu konferans 14 Nisan 2013 tarihinde Prestij Otel’de yapıldı.

Konferansa Partiya Demokrata Rojava,PDK Bakur, Partiya Peşveru Kurdistana Rojava,Memursen, Çıra Kültür ve Sanat Derneği, TİHV, ŞİVİDER,PSAD, İnsiyatifa Azadi gibi çok sayıda kurum temsilcileri katıldı.

Kurum temsilcilerinin yanısıra farklı eğilimlerden çok sayıda Kürt siyasetçi ve kalabalık bir kitle katıldı.

HAK-PAR Diyarbakır İl Başkanı Vasıf Kahraman, Kürtçe olarak yaptığı açış konuşmasının ardından sözü HAK-PAR Genel Başkanı Kemal Burkay’a bıraktı.

HAK-PAR Genel başkanı Kemal Burkay Kürtçe başladığı konuşmasınıTürkçe devam ettirdi.

HAK-PAR’ın 5. kongresinin ardından pek çok ile giderek konferanslar verdiğini, bugün de Diyarbakır’da olmaktan mutluluk duyduğunu ifade etti ve şöyle dedi:

 

“Kürt sorununun ne olduğunu, nasıl ortaya çıktığını ve nasıl bir süreçten geçtiğini biliyorsunuz. Ben bunu anlatmak yerine bugün, son sürece ve bu sorunun nasıl çözülmesi gerektiğine yönelik olarak konuşmak istiyorum.

 

“Kürt Sorunu daha Osmanlı devletinin son dönemlerinde, merkezileşme politikalarına paralel olarak başlamış, ama çözüme ulaşmadan yeni devlete, Türkiye Cumhuriyeti’ne aktarılmıştır. Türkiye’de 1920, 21, 22 de, yani başlangıçta Kürtler inkar edilmedi. Ama daha sonra zorla tek ulus yaratma projesi uygulanmaya kondu. Kürtler bunu kabul etmedi, pek çok başkaldırı oldu.”

 

Daha sonra devletin uyguladığı inkar ve şiddet politikalarına değinen Burkay şöyle devam etti: “Bu gün gelinen aşamada devletin izlediği şiddet politikaları da PKK’nin silahlı mücadeleyi esas alan politikası da sonuç vermedi. 30 yılı aşkın bir süredir sürdürülen şiddet ortamında Kürtler, hatta Türk halkı da büyük bedeller ödediler. Binlerce köy yakılıp yıkıldı, 50 bin dolayında insanımız yaşamını yitirdi, 17 bin faili meçhul cinayet işlendi, milyonlarca insan göç etti. Ülkenin gelişimine harcanması gereken kaynaklar savaşın sürdürülmesine harcandı... Ancak şiddet çözüm olmadı. Zaman zaman Türkiye’yi yönetenler de şiddetin bir sonuç vermeyeceğini gördüler. Örneğin Tansu Çiller bile “Bask modeli”nden bahsetti, ya da Mesut Yılmaz “AB’nin yolu Diyarbakır’dan geçer” dedi, yani şiddet politikalarının çıkmaz olduğunu gördüler; ama statükocular onları susturdu.

 

Sonra Özal yeni bir süreç başlattı. Onun girişimiyle PKK 1993’te tek yanlı ateş kesti. Özal “Federasyonu bile tartışmalıyız” dedi. Ama bildiğiniz gibi bu süreç 33 asker olayı ile sabote edildi. Özal ve ekibinin tasfiyesi sonrasında bu süreç de sona erdi.

 

Öcalan yakalanıp, İmralı’ya getirildiğinde PKK yine silahları susturdu, silahlı güçlerini sınırın ötesine çekti, Uzunca bir süre silah sıkılmadı. Ancak Devlet çözüme yanaşmadı. Silahlar şu ya da bu nedenle yeniden konuştu.

 

AK Parti İktidarı başlayınca da “Kürt açılımı” adı altında yeni bir süreç başlatıldı. Sorun kabul edildi ve şiddetle çözülmeyeceği ifade edildi. TRT 6 Açıldı. Başbakan ve Cumhurbaşkanı olumlu demeçler verdiler. Ama bu kez sınıra giden Genelkurmay Başkanı oradan verdiği demeçte, “Biz buradayız, af yok, anadilde eğitim yok!” diyerek hükümet ne derse desin, kendi bildiklerini yapacağını ifade etti.

 

Ama o günden bu yana çok şey değişti. Şimdi militaristler, darbeciler yargılanıyor. Bu gelişmeler önemlidir.

 

Öte yandan Kürt sorunu ilk kez bu kadar geniş, bütün boyutlarıyla rahatça, gazetelerde, TV’lerde tartışılıyor. Bu da çok önemli bir durumdur. Çünkü eğer bir sorunu özgürce tartışabiliyorsak çözümü de buluruz demektir.

 

Bildiğiniz gibi bir Oslo süreci yaşandı, ama görüşmeler erken deşifre edildi ve tıkandı.

 

Son zamanlarda Öcalan’la başlayan yeni bir süreç var. Hükümet bu süreci “PKK ye silah bıraktırmak” olarak açıkladı. Öcalan da bir mektupla örgütüne silahların bırakılmasını ve mücadelenin siyasal yöntemlerle yürütülmesini önerdi.

Biz geçmişten beri PKK’nin silah bırakmasını hep istedik, Silahlar sussun, siyasetin önü açılsın dedik. Bugün de PKK’nin silah bırakması sürecini destekliyoruz. İnanıyoruz ki 25 milyonu bulan Kürt halkı taleplerini siyasi olarak dillendirirse sonuca olaşır.

 

Dünya değişti, Ortadoğu değişti, Türkiye’de değişiyor. Mücadelenin yeni biçimleri öne çıkıyor, Barışçıl siyasal yollara güvenmeliyiz.”

Silahların bırakılarak sınır dışına çekilme konusundaki tartışmaları da değerlendiren Burkay, “Silahı bırakanlar evlerine dönebilmeli. Niye ‘sınır ötesine gitsinler’ deniyor? Anlayabilmiş değilim. Sınırların ötesine gittiklerinde sorun çözümlenmiş mi oluyor? Doğrusu silahlar susarken siyasetin yolunun açılmasıdır.

Burkay, Silahları bırakmanın elbet gerekli ve önemli olduğunu, ama bunun tek başına çözüm ve barış sayılamayacağını söyledi. “Gerçek çözüm Kürt halkına eşitlik temelinde haklarını tanımaktır. Gerçek barış da budur.” Ağrı isyanı sonrasını hatırlatan Burkay şöyle dedi: “ O zaman İstanbul gazetelerinde çizilen karikatürlerde, Ağrı dağı bir mezar gibi gösterilerek ‘Muhayyel Kürdistan burada meftundur’ denmişti. Yani isyancı güçleri ezince sorun kendilerince bitti sanılıyordu. Ama öyle olmadı. Kürt halkının direnişi devam etti.”

 

Güney Kürdistan’da yürütülen mücadele deneyimlerini de aktaran Burkay, “Özetle Kürt halkının hakları teslim edilmeyinceye kadar sorun çözülmüş olmaz, gerçek manada barış da olmaz” dedi.

 

Burkay şöyle devam etti: “Kürtler kendi kendilerini yönetmeli. Biz eşitlik temelinde federasyon öneriyoruz. Kürt diliyle ilkokuldan üniversiteye kadar eğitim yapılabilmeli, Kürt halkı dilini hayatın her alanında özgürce kullanabilmeli, kültürünü özgürce yaşayabilmeli.

Çözüm eşitlikten geçer.”

 

Ulusal sorunların çözümüne yönelik uluslararası deneyleri; Vietnam, Kanada ve Belçika örnekleriyle anlatan Burkay, “biz eşitlik temelinde federasyon istiyoruz. Federasyon da bir halkın kendi kaderini tayin etme biçimlerinden biridir. Türk halkı da kabul ederse devlet baştan aşağıya federal tarzda yeniden yapılanır. Bize göre Kürt halkının bulunduğu dört ülkede de federasyon uygun bir modeldir. Geçmişte Irak ve İran sınırları içinde yaşayan Kürtler otonomi talep ediyorlardı. Bugün durum değişti. Irak Anayasası’nda federasyon kabul edildi. Benzer bir çözüm Kuzey için, Doğu ve hatta Suriye’deki Kürt bölgesi için de olabilir. Bizim çözümden anladığımız budur. Çözüm için hükümet ve muhalefet partileri projelerle ortaya çıkmalıdır.

“Acaba yakın zamanda bizim projemiz yani federal çözüm uygulanabilir mi diye sorulabilir. Hükümet, muhalefet, Türk halkı, Kürt halkı çözüme hazır mı? Kuşkusuz bunun için zaman ister. Ancak çözüm istiyorsak şimdiden kimi adımlar atılmalı. Çözümün zemini hazırlanmalıdır. Örneğin yeni anayasa çözüme uygun olarak hazırlanmalı. Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme açısından uygun bir zemin olmalı. Yeni anayasa anadilde eğitime, yerinden yönetime olanak sunmalı; herkesi Türk sayan vatandaşlık tanımı yerine tüm etnik grupları, renkleri kapsayan bir vatandaşlık tanımı olmalı. Elbette ki zihniyet de değişmeli, toplum şartlanmalardan, önyargılardan arındırılmalıdır. Yıllar yılı toplum ürkütüldü, Kürt halkının talepleri “bölücülük” sayıldı. Oysa Kürt halkının hak ve özgürlüğüne kavuşmasının Türk halkına bir zararı olmadığı, aksine ileri bir demokrasi ve yan yana barış içinde yaşamak için bunun gerekli olduğu anlatılmalıdır.”

 

Burkay şöyle devam etti: “Salt silahların bırakılmasıyla her şey bitmeyecek. Kürt halkı talepleri doğrultusunda mücadelesini barışçı siyasal yöntemlerle sürdürecektir.

İnanıyorum ki silahlar sustuğunda, çatışmadan, savaştan, kandan beslenen partiler silinecektir. Kürt toplumu da çoğulcu bir yapıya sahiptir, siyasi yapısı da çoğulcu olmalı, şiddet dışlanmalıdır. Devletin değişmesini isterken Kürt tarafı da değişime hazır olmalıdır.

Çağa uygun bir değişime, demokratik ilişkilere ihtiyaç olduğu ortadadır.”

HAK-PAR’ın Kürt sorununun çözümünü programının merkezine koyduğunu ve demokratik işleyişi esas aldığını hatırlatan Burkay, Kürtler arasında geçmişten bu yana ortaya konan birlik çabalarını da özetledi. “HAK-PAR da bir birlik projesi olarak kuruldu. Halen farklı kesimlerden gelen kadrolar birlikte çalışmaktadır. Ancak, ne yazık ki güçlü bir birlik oluşturulamadı. Bu gün BDP ve HAKPAR dışında önemli miktarda Kürt siyasetçisi, kitlesi var. Bunlar grup veya kişisel olarak siyasetle ilgilenseler de önemli bir kesimi seyirci konumundadır.

Biz HAK-PAR’ın programını ve demokratik işleyişini benimseyen herkese açığız. Meseleye yetmişli yıların penceresinden bakmamalıyız. O zaman ideolojik farklılıklar nedeniyle parçalı bir yapı vardı. Artık durum değişti. Biz çok farklı geleneklerden gelenler bir arada çalışabiliyoruz. HAK-PAR geçmişe ait hiçbir grubun partisi değildir, programını ve çalışma tarzını benimseyen herkese açıktır.” dedi

Konferans soru ve cevap bölümüyle devam etti. Burkay kendisine yöneltilen bir soru üzerine; “AK Parti silahların bırakılması yönünde samimi, ancak çözüme yönelik ortaya koyduğu bir projesi olmadı. Olacak mı? Göreceğiz.” dedi. Koşullar oluştuğunda en muhafazakar partilerin bile değişebileceğini anlatan Burkay, Güney Afrika da siyahi halkın mücadelesini ve Irkçı rejimin lideri De Clark’ın rolünü aktardı. Değişimi AKP mi, PKK mi yoksa ABD mi başlattı sorusuna ise “bence değişimin düğmesine değişen koşullar bastı. Ülkedeki ve dünyadaki değişim Türkiye’nin önüne Kürt sorununun çözümünü ve demokratikleşmeyi getirdi” dedi.

“Mesele hükümetin samimi olup olmaması değildir, güç dengesi meselesidir. Halkımızın mücadelesi doğru kanallarda geliştikçe meydana gelecek güç Devleti adım atmak zorunda bırakacaktır” diyen Burkay, başka bir soru üzerine “Önemli olan “Öcalan’ın mektubundaki esas mesajdır. O da silahların bırakılmasıdır. Biz bunu olumlu buluyoruz. Bizim amacımız üzüm yemektir. Siyasetin önünü açabilecek bu durumu önemsemek gerekir” dedi.

Bu Makele3526 Kez Okunmuştur
Pazartesi, 30 Eylül 2013 13:20 tarihinde güncellendi