......
Türkçe (Türkiye)KürtçeEnglish

E-UYELİK SİSTEMİ

SEÇİM BİLDİRGESİ

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün7592
mod_vvisit_counterDün7807
mod_vvisit_counterBu Hafta28472
mod_vvisit_counterGeçen Hafta42852
mod_vvisit_counterBu Ay84642
mod_vvisit_counterGeçen Ay215639
mod_vvisit_counterTüm Zaman1378237

We have: 148 guests online
Senin IP no:: 54.83.122.227
 , 
Today: Ara 13, 2017

ÇOCUK HAKLARI SÖZLEŞMESİ VE TÜRKİYENİN ÇEKİNCE GEREKÇESİ
AddThis Social Bookmark Button

ÇOCUK HAKLARI SÖZLEŞMESİ VE TÜRKİYENİN ÇEKİNCE GEREKÇESİ
Latif EPÖZDEMİR*
Uluslar Arası Çocuk Hakları Sözleşmesi (ÇHS) Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca  (BM) 20 Kasım 1989 günü
kabul edildi. Bu sözleşme 2 Eylül 1990 tarihinde yürürlüğe girdi. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu  BM üyesi
193 ülkenin taraf olduğu sözleşme en çok ülkenin onayladığı bir insan hakları belgesi olarak kabul edilmektedir.
Türkiye, ÇHS'sini 14 Ekim 1990'da,sözleşmenin 17,29 ve 30 maddelerine çekince koymak kaydı ile imzaladı. Bu
sözleşme Türkiye’de 27 Ocak 1995'te Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.Bu sözleşme çocuk
haklarının korunmasını hedeflemiştir, ve taraf devletlerin bu hakların yaşama geçirilmesi için yükümlülüklere
uymaları gerektiği konusunu hükme ağlanmıştır.Bu sözleşmeye ilişkin giriş bölümünde şu sunum yapılmıştır.
“ Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, Birleşmiş Milletler Antlaşmasında ilân edilen ilkeler uyarınca insanlık ailesinin
tüm üyelerinin, doğuştan varlıklarına özgü bulunan haysiyetle birlikte eşit ve devredilemez haklara sahip
olmalarının tanınmasının, dünyada özgürlük, adalet ve barışın temeli olduğunu düşünerek,
Birleşmiş Milletlere (BM) mensup halklar, insanın temel haklarına ve bireyin, insan olarak taşıdığı haysiyet ve
değere olan kesin inançlarını Birleşmiş Milletler Antlaşmasında bir kez daha doğrulamış olduklarını ve daha
geniş bir özgürlük ortamında toplumsal ilerleme ve daha iyi bir yaşam düzeyi sağlama yolundaki
kararlılıklarını hatırda tutarak,Birleşmiş Milletlerin, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde ve Uluslararası
İnsan Hakları Sözleşmelerinde herkesin, bu metinlerde yer alan hak ve özgürlüklerden ırk, renk, cinsiyet, dil,
din, siyasal ya da başka görüş, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğuştan veya başka durumdan
kaynaklanan ayırımlar dahil, hiçbir ayırım gözetilmeksizin yararlanma hakkına sahip olduklarını benimsediklerini
ve ilân ettiklerini kabul ederek(…….) imzaladılar.”(UNİCEF Türkiye ÇHS Sunum yazısından)
ÇHS BİLDİRGESİNİN TEMEL ALDIĞI HAKLAR
“ÇHS tarihte en geniş kabul gören insan hakları belgesidir. İlk kez 1989 yılında onaylanan sözleşme bugün ikisi
hariç BM üyesi bütün ülkeler tarafından onaylanmıştır ki, bu 191 ülkenin onayı anlamına gelmektedir.
ÇHS, üzerinde uluslararası planda mutabakata varılmış, üzerinde pazarlık yapılması mümkün olmayan
standartlar ve yükümlülükleri içermektedir. Belge, nerede doğduklarına, kim olduklarına; cinsiyetlerine,
dinlerine ya da sosyal kökenlerine bakılmaksızın bütün çocukların haklarını tanımlamaktadır.”
ÇOCUK HAKLARI SÖZLEŞMESİNİN KAPSADIĞI TEMEL HAKLAR
Yaşama hakkı; eksiksiz biçimde gelişme hakkı; zararlı etkilerden, istismar ve sömürüden korunma hakkı; aile,
kültür ve sosyal yaşama eksiksiz katılma haklarıdır.
ÇHS medeni, siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlardaki insan haklarını en geniş biçimde tanımlamaktadır.
HANGİ TEMEL DEĞERLER  ÇOCUK HAKLARI SÖZLEŞMESİNE YÖN VERMEKTEDİR
Ayrım gözetmeme; çocuğun yararının gözetilmesi; yaşama ve gelişme; katılım;
ÇHS, on sekiz yaşın altında olanları çocuk olarak tanımlar.ÇHS’de özetlenen haklar, dünyanın tüm çocukları için
geçerlidir. Buna göre, on sekiz ve daha altı çocuklarla ilgili bütün konularda, çocuğun yüksek yararı
gözetilecektir. Devletler, çocukların haklarına eksiksiz biçimde saygı gösterilmesini sağlayacak önlemleri almakla
yükümlüdürler. Ülke anayasaları ve yasaları bu sözleşmelere aykırı olamaz.
ÇHS ÇERÇEVESİNDE ELE ALINMIŞ BAŞLICA KONULAR ŞUNLARDIR
“ Ana–babanın rolü ve sorumluluğu; bunun ihmal edildiği durumlarda ise devletin rolü ve sorumluluğu;
Bir isme ve vatandaşlığa sahip olma ve bunu koruma hakkı; yaşama ve gelişme hakkı;
sağlık hizmetlerine erişim hakkı; eğitime erişim hakkı; sosyal güvenlik hizmetlerine erişim hakkı; insana yakışır

2
bir yaşam standardına erişim hakkı; eğlence, dinlenme ve kültürel etkinlikler için zamana sahip olma
hakkı;istismar ve ihmalden korunma hakkı; uyuşturucu bağımlılığından korunma hakkı; cinsel sömürüden
korunma hakkı; ekonomik sömürüden korunma hakkı; satış, kaçırılma ve zorla alıkoymadan korunma
hakkı; diğer suistimal biçimlerinden korunma hakkı; işkence’den korunma hakkı; özgürlükten yoksun bırakıcı
uygulamalardan korunma hakkı; siyahlı çatışmalardan dolaylı yada dolaysız korunma hakkı;ifade özgürlüğü
hakkı; düşünce özgürlüğü hakkı;din ve vicdan özgürlüğü hakkı; dernek kurma özgürlükleri hakkı;çocukların
kendileriyle ilgili konularda görüşlerini dile getirme hakkı; gerekli bilgilere ulaşma hakkı; özel yaşamı saklı tutma
hakkı.özel gereksinimleri olan çocukların hakları: çocuk mülteciler; özürlü çocuklar; azınlık ve yerli gruplara
mensup olan çocuklar gibi; evlat edinme işlemlerinin belirli bir düzene bağlanmasını da kapsamak üzere aileleri
olmayan çocukların hakları.(…..)” ( Unicef Türkiye Sunum makalesinden)
TÜRKİYENİN ÇEKİNCE KOYDUĞU ÇHS MADDELERİ
MADDE:17 Taraf Devletler:
A-Kitle iletişim araçlarını çocuk bakımından toplumsal ve kültürel yararı olan ve 29 uncu maddenin ruhuna
uygun bilgi ve belgeyi yaymak için teşvik ederler;
D-Kitle iletişim araçlarını azınlık grubu veya bir yerli ahaliye mensup çocukların dil gereksinimlerine özel önem
göstermeleri konusunda teşvik ederler;
MADDE 29: Taraf Devletler çocuk eğitiminin aşağıdaki amaçlara yönelik olmasını kabul ederler:
C-Çocuğun ana–babasına, kültürel kimliğine, dil ve değerlerine, çocuğun yaşadığı veya geldiği menşe ülkenin
ulusal değerlerine ve kendisininkinden farklı uygarlıklara saygısının geliştirilmesi;
D-Çocuğun, anlayışı, barış, hoşgörü, cinsler arası eşitlik ve ister etnik, ister ulusal, ister dini gruplardan, isterse
yerli halktan olsun, tüm insanlar arasında dostluk ruhuyla, özgür bir toplumda, yaşantıyı, sorumlulukla
üstlenecek şekilde hazırlanması;
MADDE 30: Soya, dine ya da dile dayalı azınlıkların ya da yerli halkların var olduğu Devletlerde, böyle bir azınlığa
mensup olan ya da yerli halktan olan çocuk, ait olduğu azınlık topluluğunun diğer üyeleri ile birlikte kendi
kültüründen yararlanma, kendi dinine inanma ve uygulama ve kendi dilini kullanma hakkından yoksun
bırakılamaz.
TÜRKİYENİN ÇOCUK HAKLARI SÖZLEŞMESİNİN 17,29 VE 30. MADDELERİNE KOYDUĞU ÇEKİNCELER İÇİN
SUNDUĞU GEREKÇELER DAYANAKSIZ VE GERÇEKÇİ OLMAYAN GEREKÇELERDİR.
Türkiye Lozan Antlaşmasını gerekçe göstererek bu hakların (ÇHS de işaret edilen hakların) sadece azınlıklara
tanınmış olduğunu, bu nedenle Kürtlerin böyle bir hakkı olmadığını, çünkü Kürtlerin azınlık değil kurucu asli
unsur olduğunu, Kürtlerin bu ülkenin esas evlatları olarak, herkes gibi kanunlar karşısında eşit olduklarını
gerekçe göstermiştir. Bu gerekçelere dayalı olarak da yukarıdaki maddelere çekince koyup diğer maddeleri
imzalamıştır.
Kürtlerin azınlık olmadığı doğrudur. Ama bu Kürtlerin haklarının olmadığı anlamına gelmez.Lakin Kürtler toprağa
bağlı, tarihsel ve psikolojik ilişkilerle birbirine bağlı ve ortak bir coğrafyaya ait ortak dilsel ilişkiler içinde olan bir
toplulukturlar ki bu tanım bilimsel tanımlama ile bir ulus tanımıdır.
Elbette ki Kürtler Türkiye’de “azınlık” değildir. Bunun, kimilerinin vurguladığı gibi, ne psikolojik bir tepkiyle, ne
de sayı hesabına kapılarak salt nüfus kriteri ile bir ilgisi yoktur.. Kürtler, bu devletin çatısı altında, bir ulus olarak
bulunmaktadır.
Lakin azınlık; bir devletin egemen nüfusunun geri kalanını oluşturan ve egemen durumda olmayan, üyeleri
etnik, dini veya dilsel özellikleri dolayısıyla farklı olan, nüfusun diğer kesimleriyle farklı özelliklere sahip olan ve
açıkça kendi kültürlerine, geleneklerine, dinlerine veya dillerine yönelik bir birliktelik gösteren, fiilen ve hukuken
devletin egemen çoğunluğu ile eşit haklara sahip olmayan bir kategoridir.
Ulusların ulus olmaktan kaynaklanan Ulusal ve demokratik hakları olur.

3

Azınlıkların ise, dilsel, dinsel, kültürel ya da ulusal azınlık hakları bulunmaktadır.
Ulusal azınlıkların, ulus (millet) olmaktan dolayı değil, bir etnik unsur, azami olarak milliyet olmaktan doğan
haklarına, milletlerin hakları olarak razı olmak yanlıştır.
Bilindiği gibi, “azınlık”, “milliyet” gibi kategoriler, millet (ulus) olmaktan daha önceki bir evreyi, kategoriyi ifade
eder. Bu nedenle de, “ulusal azınlık” kavramı, “ulus” kavramıyla özdeş tutulamaz. Bundan ötürü de, “ulusal
azınlık” kavramına denk gelen haklar, “ulus” kavramına denk gelen haklarla ne eşitlenebilir ne de daha geri bir
kategoriyi ifade eden hakları, ondan ileri olan bir kategoriye ait haklar olarak algılanabilir.
Kürtlerin ulus olmaktan kaynaklanan vazgeçilmez, devredilmez temel ve doğal olan hakları var. Kürtler eşitlik
temelinde adil ve demokratik bir biçimde Türklerle gönüllülük temelinde federatif bir cumhuriyet koşullarında
birlikte yaşayabilirler.. Federasyon birlikte yaşamanın çağdaş bir biçimidir. Federasyon eşit ve adil bir temelde
olmalıdır. Türkiyede bu sistemin yaşam bulması için mevcut üniter yapı terk edilmeli ve ademi merkeziyetçi bir
siyasal yaşama geçilerek sistem yeniden yapılandırılmalıdır.
Esas itibarı ile Türkiye bakımından böylesi bir yeniden yapılanma gereklidir. Türkiyedeki mevcut potansiyellerin
harekete geçirilmesi için mevcut temel sorunların demokratik ve barışçı yöntemlerle çözülmesi en arzulanan
yoldur.
Türkiye devleti istese çok kısa bir sürede bu değişimi gerçekleştirebilir.Mevcut hükümetin güçlü bir kitle desteği
var ve o böyle bir irade kullanabilecek güce sahiptir.Kürtlerin tüm alıkonmuş ulusal ve demokratik hakları
yeniden tanınabilir.Ana dilde eğitim hakkından tutunda, eğitim-öğretim müfredat programlarının çoğulcu ve
demokratik bir yapıya kavuşturulması,özel ve genel okullarda anadil eğitim diploma ve sertrifikaların muadil
kabul edilmesi,yeterlilik statüsüne kavuşturulması, siyasi partiler yasasının değiştirilerek etnik temelde
örgütlenme özgürlüğünün sağlanması,ve daha sayamadığımız diğer tüm haklar,hiç kimse muhatap alınmadan,
kimse ile pazarlık yapılmadan Kürtlere iade edilebilir ve yeni bir anayasa ile tüm eşit haklar yasal güvence altına
alına bilir.. Eğer bu yapılırsa bazı kesimlerin şiddete gerekçe yaptıkları Kürt sorunu da kalıcı bir çözüme
kavuşacağı için, şiddetin toplumdan tecridi daha da kolaylaşacaktır.
Kürtler Türkiye’de ayrılıp ayrı ve bağımsız bir devlet kurmaktansa Türklerle bir arada yaşama arzusundadır. Bu
nedenle halkın bu eğilim ve arzusu dikkate alınarak devlet bu yönde yeniden yapılandırılmalıdır. Herhangi bir
modeli alıp aynısını uygulamaktan çok günümüz gerçeklerine uygun düşebilecek ve ama eşitlik ve adaleti esas
alacak yeni bir model de bulunabilir. Kanada Kebek, KKTC, İrlanda, Katalonya, Flamanlar,Bask ya da Güney
Kürdistan modelleri incelenip ona göre uygun bir model bulmak mümkündür.
Türkiye bu yüzyılda Kürt sorunundan ve diğer azınlık sorunlarından ötürü çekince koymuş olduğu tüm uluslar
arası sözleşme ve antlaşmalardan çekincelerini geri çekmeli ve hukuk sistemini uluslar arası hukuka uygun hale
getirmelidir. Uluslararası sözleşmeler ışığında mevcut sorunlarını kendi öz gücü ve iradesi ile çözme yoluna
gitmelidir.
*Latif Epözdemir –HAKPAR/GBY

Bu Makele1732 Kez Okunmuştur