25 C
Diyarbakır
Cumartesi, Mayıs 21, 2022

HAK-PAR Başkanlık Kurulu Bildirisi

Yaklaşık okuma süresi: 4 dakika

Hak ve Özgürlükler Partisi Başkanlık Kurulu 23-24 Ağustos 2014 günleri Ankara’da Genel Merkez’de yaptığı toplantıda, önümüzdeki Ekim ayının 26’sında toplanacak
6. Büyük Kongremizin hazırlık çalışmalarını ve kısa süre önce sonuçlanan Cumhurbaşkanlığı seçimi sonuçları ile son politik gelişmeleri, özellikle de IŞİD adlı terörist örgütün Kürdistan Bölgesi’ne yönelik saldırılarını değerlendirdi, kamuoyuna aşağıdaki bildiriyi yayınladı:


Cumhurbaşkanlığı seçimi

Kamuoyunca bilindiği üzere Partimiz 10 Ağustos’ta yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri için sandık başına gitmeme karar almıştı. Bunun gerekçelerini Parti Meclisimizin 20 Temmuz 2014 tarihli sonuç bildirisinde açıklamış, yalnızca mecliste grubu olan partilere aday gösterme hakkının tanınmasını demokratik bulmadığımızı ve mevcut adaylardan hiçbirinin taleplerimizi dile getirmediğini belirtmiştik.

Seçimlere katılma oranı % 73 ile daha önceki seçimlere göre oldukça düşük oldu, 14 milyon seçmen oy kullanmadı. Bu da yalnızca mevsimin yaz olması ve tatil olayı ile açıklanamaz. Bu düşük oran pek çok seçmenin bu seçimlere olan ilgisizliğini, mevcut üç adaydan hiç birine de oy vermek istemediğini gösteriyor.

Seçimlerin ilk turunda AK Parti adayı Recep Tayyip Erdoğan % 52 civarında oy alarak seçildi. Böylece hem Erdoğan, hem AK Parti yeni bir seçim başarısı sağladılar. Seçimin ardından Ahmet Davutoğlu AK Parti’nin yeni genel başkanı ve başbakan adayı olarak belirlendi.

Erdoğan ve partisi seçim öncesi ve sonrası, “Yeni Türkiyeyi” kurma, “vesayete” son verme, çözüm sürecini kararlıca sürdürme gibi slogan ve vaatlere ağırlık verdiler. Bu ve benzeri vaatler, kitlelerin beklentileri yönünde gerçek bir değişime yönelik olacak mı, yoksa bir kez daha hoş sözler olarak mı kalacak? Sayın Erdoğan Cumhurbaşkanı, Sayın Davutoğlu da Başbakan olarak bu konuda ne rol oynayacaklar? Bunu önümüzdeki süreç gösterecek.

Bize göre bu ülkede yenilik ve değişim Kürt sorununun eşitlikçi çözümü ve çağdaş bir demokratikleşme ile mümkündür. Ülkeye barış da ancak böyle gelir. Bunun için çağdaş anlamda demokratik bir anayasaya ve gerçekten sorun çözücü cesur projelere ihtiyaç var.

Oysa görünen o ki, Hükümet çözüm süreci ile şu anda sadece PKK’ye silah bıraktırmayı amaçlamıştır. Biz de elbet öteden beri şiddet yoluyla sorunun çözülemeyeceğini söylüyor, PKK’nin tümden silah bırakmasını ve çatışma ortamının bir kez daha geri gelmemesini, bunun için iki tarafın da sorumlu davranmasını istiyoruz. PKK silah bırakmada ayak sürümemeli. Devlet ise bunun için gerekli yasal zemini hazırlamalı. Öyle ki dağdakiler tümden insin, cezaevindekiler çıksın ve yurt dışındakiler serbestçe dönsünler. Aynı zamanda bu insanlar için de serbest siyasetin yolu açılsın. Bu yapılmadıkça, iki taraf bakımından da oyalama yöntemlerine başvuruldukça, çatışma ortamının her an geri dönmesi riski vardır.

Öte yandan Kürt sorununun çözümü sadece PKK’nin silah bırakması ve şiddetin son bulması değildir. Sorunun özü Kürt halkının temel haklarının tanınmasıdır. Bu da bize göre federal bir çözümle mümkündür. Oysa şu diyalog sürecinde ne PKK’nin, ne de hükümetin böylesine gerçekçi bir çözüme yönelik projeleri olmadı. Öyle olunca çözüm konusunda iki tarafın söyledikleri de inandırıcı değil. Böylesi bir tutum ve anlayışla Kürt sorunu çözülemez, ülke çağdaş bir demokrasiye ve barışa ulaşamaz.

IŞİD’in Kürdistan’a yönelik saldırısı

Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki son büyük değişiklikler ve altüst oluş, 1. Dünya Savaşı sırasında emperyalist güçlerin ve yerel işbirlikçilerinin oluşturduğu sistemin çöktüğünü gösteriyor. Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) adlı örgüt de bu altüst oluşlar sırasında, El Kaide’nin bir bileşeni olarak ortaya çıktı. Savunduğu Vahabi-Selefi görüşler ve şiddete dayalı, acımasız eylem tarzının kökeni uzak geçmişe, İslam’ın ilk dönemine kadar uzanmaktadır. Bu örgüt, Irak ve Suriye’deki iktidar ve mezhep kavgaları ortamında güçlendi, bölgede nüfuz yarışı içinde olan kimi devletlerce desteklendi, Musul’u ele geçirdikten sonra para ve silahça daha da donandı.

IŞİD’in Ağustos başında Kürdistan’ın Şengal yöresine ve Mahmur’a yönelik saldırısı özellikle Êzdi Kürtler bakımından yeni ve büyük bir trajediye yol açtı. Kürdistan Bölgesel Yönetimi böyle bir saldırı beklemiyordu. Bölgede bulunan peşmerge güçleri bu saldırıya hazırlıklı değillerdi. Bağdat hükümetine bağlı ordunun Musul’u terki sırasında IŞİD’in eline Amerikan ordusundan kalma modern silahlar da geçmişti. Kürt askeri güçleri ise bu tür silahlardan yoksundular. Bu nedenle iyi bir savunma yapamadılar ve çekildiler.

Adeta panik halindeki bu çekiliş, bölgedeki Êzdi Kürtlerin göç yoluna düşmelerine yol açtı ve tam bir trajediye dönüştü. Terörist saldırganların eline geçen Êzdi erkeklerinin yüzlercesi katledildi, kadın ve kızlar ise esir edilip götürüldüler. Kadın, çocuk ve yaşlılardan yüzlercesi kaçış yolunda veya sığındıkları Sincar Dağı’nda açlık ve susuzluktan kırıldılar. Onbinlercesi ise değişik yollardan Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin denetimindeki güvenli yörelere ulaştılar. Şimdi orada, benzer şekilde göç yoluna düşmüş diğer bölgelerden Kürtler, Türkmenler ve Şii Araplarla birlikte yüzbinleri bulan bir mülteci kitlesi oluşmuş bulunuyor.

Son saldırıyla IŞİD denen örgütün ne denli vahşi ve sapkın bir örgüt olduğu bir kez daha dünyanın gözleri önüne serildi. Birleşmiş Milletler Örgütü bir soykırıma dönüşen bu durumla ilgili geç de olsa harekete geçti. Öte yandan IŞİD’in işlediği insanlığa karşı suçlar için Uluslar arası Ceza Mahkemesi harekete geçmeli, bu örgütün sorumluları ve bu katil sürüsü yargılanmalı.

Olayların vahameti görülüp anlaşıldıktan sonra Batılı bazı devletler hem mültecilere yardım, hem de Kürdistan Hükümeti’ne askeri destek için harekete geçtiler. Peşmerge toparlanıp karşı saldırıya yöneldi ve ABD havadan bombardımanla peşmergeye destek verdi. Böylece IŞİD’in ilerleyişi durduruldu ve geriletildi. Ancak Şengal hala kurtarılmış değil.

Bu saldırı Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin askeri bakımdan önemli zaaflarını da ortaya koydu. Bağdat Merkezi hükümeti yeter silaha ve orduya sahip olduğu halde ne ülkenin diğer bölgelerini ne de Kürdistan’ı savunabilecek durumda değil. Kürdistan bölgesi ise, gerekli silah ve donanıma ve eğitime sahip düzenli bir ordu oluşturabilmiş değil. Oysa bu olmadan Kürdistan’ın kazanımları ve hakları savunulamaz. Kürdistan Hükümeti’ne ve bu bölgedeki tüm siyasi partilere ve liderlere düşen, bu hayati görevi bir an önce başarmaktır.

Diğer yandan, IŞİD’in söz konusu baskını ve ortaya çıkan güvenlik zaafı nedeniyle, zaten Kürdistan Bölgesel Yönetimine dost olmayan, burada öteden beri bağımsız ya da fedaral bir Kürt ulusal varlığı istemeyen bazı çevreler, yoğun bir dezinfarmasyona başvurarak, bire bin katarak Kürt bölgesel yönetimini ve onun peşmerge güçlerini karalamaya, yıpratmaya yönelik çaba içindeler. HAK-PAR olarak, bu çevrelerin tutumunu kınıyor, Kürdistan hükümetine ve Başkan Mesud Barzani’ye olan dayanışmamızı dile getiriyoruz. Bu dar günde Güney’deki halkımızın buna ihtiyacı var.

Bunun yanı sıra Êzdi halkımızın bu zor dönemi atlatması ve yaralarını sarması için maddi ve moral desteğe ihtiyacı var. Tüm barışsever, hümaniter çevreleri onlara destek olmaya çağırıyoruz.

24 Ağustos 2014

İlgili İçerikler

Son Eklenenler

Cumartesi, Mayıs 21, 2022