24 C
Diyarbakır
Çarşamba, Mayıs 18, 2022

HAK-PAR: Paket olumlu ama yetersiz Türkiye prangalarından kurtulmalı

Yaklaşık okuma süresi: 3 dakika

Başbakan Erdoğan’ın 30 Eylül günü açıkladığı yeni “Demokratikleşme Paketi” bizim açımızdan bir sürpriz olmadı. Paketin çerçevesi zaten ana hatlarıyla kamuoyuna yansımıştı ve talep ettiğimiz köklü değişiklikleri kapsamayacağı belliydi. Bunu, daha paket kamuoyuna açıklanmadan çeşitli vesilelerle dile getirdik.


 

Paketin içerdiği ve bir bölümü kanunlarla, bir bölümü tüzük ve yönetmeliklerle gerçekleştirileceği söylenenler içinde elbette olumlu şeyler var.

Kadınlara Kamu alanında başörtüsü yasağı getiren hükmün bazı istisnalarla kaldırılması, Mor Gabriel Manastırı’nın topraklarının geri verilmesi bunlar arasında. Yıllardır çocuklarımıza okutulan ırkçı “Andımız”ın kaldırılması da. Ama çocuklarımızın elbet, bu türden ırkçı, militarist ezberlerden kurtulması, doğru bilgiye ulaşması ve özgür bireyler gibi yetişmeleri için daha yapılması gereken çok şey var. Eğitim sistemi ve ders kitapları bu açıdan bir bütün olarak elden geçirilmeli.

Köy ve kasabaların keyfi biçimde değiştirilen adlarının geri verilmesine yolun açılması da olumlu. Ancak bu uygulama 1980 öncesini de kapsamalı.  Ayrıca bu adlar bir yasa ya da Bakanlar Kurulu kararı ile doğrudan geri verilmelidir. Çünkü adlar değiştirilirken kimseye sorulmadı ve sakinlerinin onayları alınmadı; geri verilirken de başvurulara, uzun formalitelere gerek duyulmamalı.

Kürt alfabesindeki bazı harflerin üzerindeki yasağın kaldırılması, siyasi partilerin Türkçeden başka dillerde propaganda yapabilmelerinin önünün açılması da olumlu değişiklikler arasında.

Öte yandan, dil ve kültür üzerindeki baskıyı bir bütün olarak ortadan kaldırmak, özellikle Kürt halkının yıllardır süregelen taleplerini karşılamak için çok daha köklü değişikliklere ihtiyaç var. Bunun için Anayasa’nın değişmesi gerekiyor ve ne yazık ki Parlamento bu konuda gerekeni yapmadı; muhalefet gerekli adımların önüne dikiliyor, iktidar partisi ise gereği gibi kararlı değil. Pakette yer alan ve yalnızca özel okullarda anadilde eğitime olanak verecek olan madde böylesine temel bir hakkı karşılamaktan uzak. Bu, bir kez daha sorunun çözümünü geçiştirmek ya da ertelemek anlamına geliyor.

Ülkenin iki yüzyıllık Kürt sorununun çözümü için, her zaman söylediğimiz gibi, bunun ötesinde köklü, kapsamlı bir projeye ihtiyaç var. Sorun ancak dünyanın pek çok ülkesinde görülen çağdaş örneklere uygun olarak eşitlik temelinde çözülebilir. Bu ise federalizmdir. Yeni anayasada anadilde eğitime ve Kürt kimliğine yer verilmeli,  devletin siyasal yapısı ademi merkeziyetçi ilkelere göre yeniden düzenlenmeli. Her iki halkın barış içinde, gönüllü olarak bir arada yaşaması böylesine adil bir çözümle mümkündür.

Zaten paketi açıklayan Başbakan Erdoğan da, çözüm konusunda bizim gibi düşünmese de, bu paketle getirilenin çözüm olmadığının fakındadır ve bunu şu sözlerle açıkça dile getiriyor: “Bu paket elbette Türkiye’yi bütün prangalarından kurtaracak bir paket değildir. Ancak bu hedef doğrultusunda çok önemli bir aşamadır. Son nokta olarak asla görmüyoruz. Türkiye değiştikçe, şartlar olgunlaştıkça, dirençler ortadan kalktıkça, siyaset güç kazandıkça yeni hak ve özgürlükler kaçınılmaz olarak gündemde yerini alacak.”

Pakette ülkenin diğer bir önemli sorunu olan Alevi sorununun çözümü için de beklentilere uygun bir adım atılmadı. Cem evlerine Alevilerin inanç yeri olarak statü tanınmadı, din dersi zorunlu olmaktan çıkarılmadı.

Yine Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılışı beklenirken bu konuda da adım atılmadı.

Siyasi partiler ve seçim yasalarında önerilen bazı değişiklikler bu alanda var olan adaletsizliği gidermekten uzak. Seçim barajının kaldırılması en doğrusu olacak ve adil bir temsile yol açacaktı. Oysa hükümetin, mevcut durumu değiştirmeyecek, hatta en fazla oy alan partinin durumunu daha da güçlendirecek bazı seçenekler üstünde çalıştığı görülüyor.

Terörle Mücadele Kanunu’nda yapılması beklenen ve düşünce belirleme ile şiddet eylemini birbirinden ayıracak, böylece düşünce özgürlüğü üzerindeki Demokles’in kılıcını kaldıracak değişiklik de gerçekleşmedi.

Bir başka deyişle Hükümet, anayasa değişikliği gerektirmeyen bazı konularda yapabileceği bazı demokratik düzenlemelere de bu pakette yer vermedi ve bu yönüyle paket bazı çevrelerde düş kırıklığı yarattı.

Biz HAK-PAR olarak elbet, sınırlı da olsa pakette yer alan ve demokratikleşmeye katkıda bulunacak olan değişiklikleri olumlu karşılıyoruz. Öte yandan, başta Kürt sorunu olmak üzere ülkenin temel sorunlarının yine çözüm için beklediğini, bu paketin de derde deva olmadığını belirtiyoruz. Başta iktidar partisi olmak üzere politikacılara düşen görev bu konuda cesur ve kapsamlı projeler üretmektir.

Öyle ki Türkiye prangalarından kurtulsun.

Ana muhalefet lideri Sayın Kılıçdaroğlu da “Bu paket derde deva değil,” dedi. “Biz tam bir demokrasi ve özgürlük istiyoruz; hükümet bu konuda derli toplu projelerle gelsin, destekleyelim,” diye de ekledi. Bu sözler güzel ve isabetli; ancak inandırıcı değil. Sayın Kılıçdaroğlu ve Partisi bugüne kadar izlediği politika ile güven vermedi, en küçük olumlu değişimin bile karşısına çıktı, statükoyu ve onun yasal dayanağı 12 Eylül Anayasası’nı savundu. Bu nedenle Sayın Kılıçdaroğlu ve Partisi önce kendileri değişmeli. Bu iş Silivri ziyaretleriyle olmaz. CHP hükümetten istediğini kendisi de yapmalı, çözüm için gerçekten özgürlükçü, değişimci projelerle kamuoyunun karşısına çıkmalı.

Biz HAK-PAR olarak işte bu projelere sahibiz. Kürt sorununun çözümü için, Alevi sorununun çözümü için, Avrupa standartlarında gerçek bir demokrasi için, barış için gerekli olan programa sahip bir partiyiz.

Biz HAK-PAR olarak özgürlüğün, değişimin ve barışın partisiyiz.

Kemal Burkay

HAK-PAR Genel Başkanı

 

2 Ekim 2013

İlgili İçerikler

Son Eklenenler

Çarşamba, Mayıs 18, 2022