25 C
Diyarbakır
Cumartesi, Mayıs 21, 2022

Faili Meçhul davası Ankara’da görüldü

Yaklaşık okuma süresi: 2 dakika

a_foto.jpg - 210.56 Kb

Bir bölüm Kürt iş adamına ve aydınlarına yönelik olarak işlenen ve “Faili Meçhul” denen cinayetlerle ilgili dava bugün Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. HAK-PAR Genel Başkanı Kemal Burkay ve arkadaşları da duruşmanın öğleden önceki bölümünde bulundular ve dinleyici olarak izlediler.

Davanın 1 numaralı sanıklarından Eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar ile İbrahim Şahin rapor göndererek duruşmaya gelmemişlerdi. Tutuklu sanık Ayhan Çarkın ile öteki sanıkların tümü duruşmada hazırdılar. Yakınlarını bu cinayetlerde yitirmiş olan çok sayıda kişi, kurbanların eşleri, çocukları, kardeşleri ve diğer yakınları da duruşmada hazırdılar.

Yaptığı itiraflarla bu davanın açılmasında büyük rol oynayan Ayhan Çarkın, iddianameye karşı sözlü olarak yaptığı savunmada, 1990’lı yıllarda işlenen söz konusu siyasi cinayetlerle ilgili olarak asıl sorumlular, dönemin üst düzey siyasi ve askeri sorumluları,örneğin cinayetlere onay veren o dönemin Milli Güvenlik Kurlu üyeleri, Devlet Başkanı (Demirel) Başbakanları (Çiller ve Yılmaz)  üst düzey istihbarat görevlileri hakkında dava açılmadığını, yalnızca tetikçiler hakkında dava açıldığını, delillerin toplanmadığını söyledi ve Kürt halkına karşı işlenen insanlık dışı uygulamalardan örnekler verdi.

Mahkeme zaman zaman sanıklar ve avukatları ile, mağdurlar ve avukatları arasında gergin sahnelere sahne oldu. Öğleden sonra ise bu gerginlik daha da tırmandı ve salon boşaltıldı. Duruşma sonunda tek tutuklu Ayhan Çarkın da tahliye edildi ve tüm sanıklar duruşmadan vareste tutuldular.

12 Eylül döneminin ardından yaşanan faili meçhul cinayetler dönemi bu ülkenin tarihinde çok önemli bir dönemdir. Bu yıllarda Kürt halkının aydınlarına, iş adamlarına, yurtseverlerine karşı akıl almaz katliamlar yapıldı ve faillerden hesap sorulmadı.  Failler “meçhul” yani bilinmeyen sayıldı. Oysa failler hiç de meçhul değildi. Ayhan Çarkın’ın da ifadesinde söylediği gibi bu cinayetlere karar verenler, katilleri görevlendirenler ve koruyanlar o zaman da biliniyordu. Bu katliamın kararını en başta fiiliyatta devletin en üst kurumu olan Milli Güvenlik Kurumu vermişti. O dönemin cumhurbaşkanı Demirel, Başbakan Çiller, içişleri bakanları ve ötekiler, en üst dereceli komutanlar, Olağanüstü Hal Valileri ve hiyerarşideki diğer önde gelen kişiler bu insanlık suçunun sorumluları idiler. Bunlar karar aldılar ve hiyerarşinin alt düzeyindekileri, yani tetikçileri bu işle görevlendirdiler. “Varın bildiğinizi yapın, kimse bunun hesabını sizden sormayacak,” dediler. Onlar da yaptı. İnsanları evlerinden, işyerlerinden alarak tenhalarda kurşuna dizdiler, bazen işkence ederek öldürdüler. Sözde bu işi “devlet” için yaptılar, ama rant bölüşümü için kendi aralarında vuruştular. Çarkın’ın deyişiyle şehit tabutları içinde uyuşturucu taşıdılar…

Bir dönemin Emniyet Genel Müdürü ve daha sonraki İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, “Riskini göze alarak binlerce operasyon yaptık” derken işte bunu kast etti, ve kendisinden hesap sorulmayacağından çok emindi.

Gerçi on yıllar sonra, böylesine gecikmiş olarak da olsa bir dava açıldı ve bu davada Mehmet Ağar da yargılanıyor. Ama öteki üst sorumlulardan bir şey soran yok. Ağar’ın dışında yalnızca bir avuç tetikçi yargılanıyor. Onlar da, her birinin adı onlarca cinayete karışmış olmasına rağmen tutuklu bile değiller. Bu davadan bir şey çıkar mı çok şüpheli…

Belli ki bu ülkede son 40-50 yılda yaşanan nice provokasyon, nice kanlı cinayet açığa kavuşmayacak. Darbecilerden, katillerden, işkencecilerden doğru dürüst hesap sorulmayacak. Açılan davalar göstermelik kalacak.

Böyle bir ülke demokrasi ve barış yolunda ilerleyebilir mi, çağdaş uygarlığı yakalayabilir mi?  Zor! Özgürlük, demokrasi ve barışın yolu daha epeyce uzun görünüyor.

HAK-PAR Basın Bürosu

11 Temmuz 2014

 

İlgili İçerikler

Son Eklenenler

Cumartesi, Mayıs 21, 2022