14 C
Diyarbakır
Pazartesi, Mayıs 16, 2022

HAK-PAR Parti Meclisi; Kürt yurtseverleri birleşiniz!

Yaklaşık okuma süresi: 4 dakika
HAK-PAR Parti Meclisi; Kürt yurtseverleri birleşiniz!

Hak ve Özgürlükler Partisi (HAK-PAR) Parti Meclisi 26.11.2016 tarihinde Ankara’da, Genel Merkez de toplanarak gündemindeki konuları görüştü ve aşağıdaki açıklamayı kamuoyu ile paylaşmayı kararlaştırdı.

Basına ve kamuoyuna;

Türkiye’de gelir dağılımındaki adaletsizliğe ek olarak ekonomik kriz giderek tırmanıyor, yatırımlar durma noktasında, piyasa durgun ve esnaf siftah yapmadan kepenklerini indiriyor, işsizlik resmi rakamlara göre yüzde 11.3 ü aştı.

Türkiye’nin Avrupa Birliği ile bütünleşme serüveni tam bir çıkmazda. Avrupa Parlamentosu Türkiye ile yürütülen müzakerelerin, geçici olarak askıya alınması karar tasarısını tartıştı ve kabul etti. Türkiye’nin en önemli demokratikleşme projesi olan AB ile bütünleşme yerine, batıdan yüz çevirip Asya’ya yönelme eğilimi güçleniyor.

Türkiye’yi yönetenler AB den gelen eleştirilerden yaralanmak, demokratikleşmeyi geliştirmek için çaba harcamak yerine, Kimi Avrupalı politikacıların çifte standartlı, Türkiye/İslam karşıtı söylemlerini öne çıkararak AB projesine sırt dönme tehditleri Türkiye’yi yalnızlaştıran, demokratik dünyadan koparan bir istikrasızlığa sürüklüyor.

Kürt kentleri tam anlamıyla bir savaş alanı. Darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL kapsamında Kanun Hükmünde Kararnamelerle Meclis devre dışı.

Binlerce insan tutuklanıyor, basın yayın kuruluşları, TV’ler, itiraz eden, konuşan aydınlar, gazeteciler ve yazarlar çeşitli baskı mekanizmalarıyla susturuluyor.

Patlayan bombalar, askeri operasyonlar, sınır dışına yönelik hava harekâtları, Suriye’nin kuzeyine “Fırat kalkanı” adıyla sürdürülen askeri harekât ve nihayetinde Irak ta ki savaşa Musul üzerinden dâhil olma çabaları…

Parlamentoda 3.parti olan HDP’nin eş başkanları dâhil neredeyse tüm aktif siyasetçileri ya içerde ya da tutuklanmak için sırasını beklemekte.

Bölgedeki neredeyse tüm belediyelere kayyum atanarak “sandıktan çıkan” “milli irade”ler yani belediye başkanları, seçilmişleri hapishanelere yollanmakta.

Bütün bu karmaşa içinde, Ak Parti, MHP ve ulusalcı militarist kesim “Kürt karşıtlığı” üzerinden el ele vererek “Başkanlık sistemi” tartışmalarını Türkiye gündeminin merkezine oturmuş bulunuyorlar.

Topluma Başkanlık sitemine geçilmemesi halinde “bölüneceği” korkusunu salıyorlar.

Türk devleti, çağdışı politikasını değiştirip, Kürtlerin ve Alevilerin, emekçilerin meşru haklarını teslim etmek; çok uluslu toplumsal gerçekliğe uygun bir idari yapılanmaya gitmek, demokratikleşerek iç barışını sağlamak, çağdaş dünya ile bütünleşmek yerine “bölünme” korkusunu pompalayarak daha otoriter, daha baskıcı bir zemine doğru sürükleniyor.

Kürtlerin elde ettikleri, edebilecekleri kazanımları kendi bekası açısından tehdit olarak algılayan yöneticiler, Irak’ta Suriye’de başlayan “yangın”ın Türkiye’yi de saracağını düşünüyor ve yeniden yapılanma ihtiyacını “başkanlık sistemine geçiş” ile sınırlandırıyor ve bu korku üzerinde şekillendirmeye çabalıyorlar.

Toplumda yükselen değişim taleplerini daha da otoriterleşerek, militarist politikalara sarılarak bastırmaya çalışan BAAS rejimlerinin içine düştükleri durumu, ülkelerini nasıl yıkıma sürüklediklerini görüp dersler çıkarmak yerine, aynı yoldan giderek farklı sonuçlar elde edilebileceklerini sanıyorlar.

Bu açık bir yanılgıdır.

Toplumun temel sorunlarını demokratikleşerek çözümlenmesine yol açacak yeniden yapılanma ihtiyacını çarpıtılıyor, “iç “ ve “

dış düşmanlar’ın Türkiye’yi bölme parçalama çabası içinde oldukları algısı yaratılıp/ diri tutuluyor buradan girişilen otoriterleşme macerasına meşruiyet yaratılmaya çalışılıyor.

Lozan antlaşması , “Misakı milli” tartışmalarının alevlendirilmesi, Musul savaşına dâhil olmak için efelenmeler, Batı Kürdistan’ın birleştirilmesi ihtimalini beka sorunu olarak ilan edip Suriye’ye girilmesi, Türkiye’nin Kürdistan’ın diğer parçalarına yönelik emperyal iştahının kabartılması; Kuzey Kürdistan’ın bölgedeki gelişmelerden etkilenmesinin önünün alınması çabası olarak da görülebilir.

Devlet, Kürt sorununa adil, demokratik bir çözüm üretmekten yana değil. O, yine eski çözümsüzlük politikasına dönüyor, bastırma, yok sayma siyasetinin yeni versiyonları ile zaman kazanmaya çabalıyor.

Bu, maliyeti çok yüksek olacak boş bir çabadır.

Ana muhalefet partisi CHP’nin ise başkanlık sistemine karşı olan tutumu sadece Recep Tayip Erdoğan karşıtlığı ile sınırlıdır. CHP Başkanlık sitemine geçiş için başlattığı kampanyayı “Türkiye’yi böldürtmeyeceğiz” sloganıyla sürdürmesi, demokratikleşme adına, Kürt sorununun çözümüne yönelik her hangi bir önermede bulunmadan, sadece Erdoğan karşıtlığı üzerinden yürütmesi AKP, MHP ve Ulusalcı kesimle “bölünme” korkusu üzerinden buluşması tesadüf değildir.

Oysa yapılması gereken “korkular” üreterek onların esiri olmak, korkular üzerinden, gelecekte daha büyük sorunlara neden olacak maceralara sürüklenmek, militarist politikalara saplanmak yerine, değişim taleplerine ciddiyetle yaklaşmak, çok uluslu, çok kültürlü coğrafyalarda, barış içinde bir arada yaşamanın yollarını üretmiş idari yapılanmalarını ona göre düzenlemiş ülkelerin deneylerinden yararlanmak, daha çok demokratikleşmek olmalıdır.

Türkiye değişmelidir.

Değişim sadece istikrarı, karar almayı hızlandıracağı var sayılan, 12 Eylül askeri darbecileri tarafında yapılmış, bu gün ki sorunlara da kaynaklık eden Anayasanın özünü koruyarak, sadece başkanlık sistemine geçmekle ilgili düzenlemeler yapılarak sağlanamaz.

Gerekli olan yeni, çağdaş, sivil bir anayasadır. Bu yeni anayasa ülkenin çok renkli toplumsal yapısına uygun olarak herkesi kapsayan bir vatandaşlık tanımını, yerinden yönetime elveren ademi merkeziyetçi bir siyasal ve idari yapılanmayı, anadilde eğitimi, AB standartlarında temel hak ve özgürlükleri içermelidir.

Öte yandan Kürt kentlerinde sürdürülen ve ağır bedellere mal olan, sivillerin de can ve mal güvenliğini hiçe sayan, tonlarca bomba ile yüklü araçlarla, canlı bombalarla sürdürülen şiddet eylemlerinin yarattığı dramatik sahneler, Kürt coğrafyasının savaş alanına dönüştürülmesi, kentlerin yakılıp yıkılması acıyı, gözyaşını, yoksulluğu çoğaltırken, aynı zamanda Kürdistan’ın Kürtsüzleştirilmesi politikasına hizmet ediyor.

Cılız Kürt sermayesinin de bölgeden kaçmasına, ekonomik çöküntüye, çoraklaşmaya neden oluyor.

Kürt gençlerini Türkiye’nin iç iktidar çekişmesi için dağlarda, barikat ve hendekler arkasında ölüme sürüklemenin hiçbir meşruiyeti yoktur.

Keza, Ortadoğu’nun karanlık labirentlerinde, sadece hava harekâtı ile yetinen ve kendi askerlerini savaş alanlarına sürmekten kaçınan ABD’nin, Rusya’nın, Esad rejiminin, İran’ın bazen Merkezi Irak hükümetinin talepleri doğrultusunda Arap kentlerinin İŞİD ten kurtarılması için ölüme itilmesinin de meşruiyeti yoktur.

Bu kirli savaş bir an önce sonlandırılmalıdır.

Halkımız sürdürülen bu savaşın Kürtlerin hak ve özgürlük talepleri ile hiçbir alakası olmadığını görüyor. Bu bilinç giderek büyüyor.

Bu güne dek karanlık merkezlerde üretilen algılarla, Kürt coğrafyasına egemen kılınan siyasi zihniyete sırtını çeviriyor.

Bu sadece Kürt halkı açısından imkân ve tuzaklarla dolu önemli ve tarihi süreç değil, Kürt yurtseverleri, siyasetçileri için de bir sınav dönemi olacaktır.

Kürt yurtseverleri, Kürt siyasetçi ve aydınları suni gerekçelerle yaratılan dağınıklığı aşmak, güçlerini birleştirmek, çağdaş, demokratik, barışçıl bir hat oluşturmak, halka güven vermek zorundadırlar.

Milliyetçi, Sosyalist, İslamcı, Liberal vs. tüm yurtseverleri, bir birlik projesi olan HAK-PAR ile el ele vermeye, Kürt halkına güçlü bir seçenek sunmaya çağırıyoruz.

26.11.2016

 

İlgili İçerikler

Son Eklenenler

Pazartesi, Mayıs 16, 2022