25 C
Diyarbakır
Cumartesi, Mayıs 21, 2022

Kemal Burkay; Kürt halkı açısından HAK-PAR kuzey Kürdistan’da bir şanstır

Yaklaşık okuma süresi: 13 dakika

Kemal Burkay; Kürt halkı açısından HAK-PAR kuzey Kürdistan’da bir şanstır

2016-11-21 19:31

Hollanda HAK-PAR dayanışma gecesi yapıldı.

Hollanda HAK-PAR dayanışma gecesi Kemal Burkay’ın katılımıyla gerçekleşti.

Den Haag, Aliyans Düğün Salonu’nda 19.11. 2016 tarihinde saat 18:00 de gerçekleşen gece Ey Reqip marşının okunması ve saygı duruşu ile başladı.

Ozan Sedat ve Fatê’nin sundukları klam ve oyunlarıyla coşku içinde geçen gecede HAK-PAR Genel başkanı Refik Karakoç’un mesajını Turan Şeker okudu.

HAK-PAR Hollanda Dayanışma Gecesine KDP Başur temsilcisi Ali Xuriri,

Avrupa HAK-PAR Dayanışma Derneği başkanı Fettah Timar, MYK üyeleri Hıdır Mak, Hüseyin Öztürk, Erkan kılıç, HAK-PAR kurcularından Necati TANK, HAK-PAR PM üyeleri Zeki Çiçek, Hüseyin yılmaz ile yazarlar Ahmet Cengiz Çamlıbel, D.İzoli ve Bekir Saydam, Necla Çamlıbel‘ın yanı sıra yaklaşık 200 konuk katıldı.

HAK-PAR Genel Başkan yardımcısı Düzgün Kaplan geceye katılanları selamladı ve kısa bir konuşma yaptı. Kaplan, toplumların ve bireylerin yaşamını etkileyen insanların olduğunu ifade ederek “ Bizde de Kemal Burkay var, Şu an aramızda. Bizim Kürt davasına katılmamızda, örgütlü olmamızda büyük bir emeği olan değerli büyüğümüz, fikir adamı, sayın Kemal Burkay’a hoş geldiniz diyorum.” Dedi

Daha sonra mikrofona gelen Genel başkan yardımcısı Cafer Küçükyıldız Kürtçe yaptığı konuşmasında 2002 de farklı Kürt kesimlerinin bir araya gelerek HAK-PAR’ı kurduklarına değindi ve bugün OHAL koşullarında ve silahlı çatışmalar içinde Kürtlerin yaşadığı sıkıntılara dikkat çekti. HAK-PAR’ın seçimlere hazırlık yaptığını, güçlü bir alternatif olarak halkın karşısına çıkmak için, Kürdistan’da ve Kürtlerin bulunduğu her yerde ve Avrupa’da da örgütlenme hedefiyle çalıştıklarını, bu nedenle herkesin desteğine ihtiyaçları olduğunu vurguladı.

Şiirlerinin de okunduğu HAK-PAR Dayanışma Gecesi’ne katılan Kemal Burkay ise yaptığı konuşmada özetle şunları söyledi:

“Bir kez daha Hollanda da bu değerli gecede olmaktan mutluyum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ortadoğu’da, Ülkede olup bitenleri siz de izliyorsunuz. Kısaca birkaç şey söylemek isterim; Malum, Ortadoğu kaynıyor. Bu kaynama yeni değil. Ama son bir kaç yılda olaylar daha da büyüdü. Ve olaylar Kürt halkını geleceğini de etkiliyor, etkileyecek.

Bunlardan biri Irak’taki durumdur, Iraktaki gelişmelerdir. Diğeri Suriye’deki gelişmelerdir. İŞİD’in ortaya çıkması Arap Baharının Suriye’ye ulaşması, Irak’taki mezhep çatışmalarının giderek büyümesi ve bunun Kürdistan’a yansıması nedeniyle çok önemeli olaylar cereyan etmektedir. Uluslararası güçler ABD, Rusya ve daha başkaları, AB ülkeleri de içinde …

Ne olacak?

Bu konuda benim görüşlerimi biliyorsunuz sanırım.

IŞİD ile ilgili şunları söyledim; böyle bir örgütün geleceği yoktur. Yani nasıl olsa ortadan kaldırılacaktır. Bu örgütün ortaya çıkmasında hem bölge ülkelerinin yaptığı yanlışların rolü var, hem de uluslararası güçlerin rolü var. El Kaide’yi biliyorsunuz. Afganistan’a karşı kullanmak üzere örgütlediler, ABD, Suudi Arabistan ve daha başkaları… Ama başlarına bela oldu. Sonra bundan İŞİD türedi. Irak ve Suriye iç savaşı sırasında Sünni bölgelerde örgütlendi. Birileri bunu Şii aksına karşı kullanmaya kalkıştı. Ama başlarına bela ettiler. Ortadoğu’nun, Ortadoğuluların sorunu mezhep sorunu değil. Mezhep kavgalarında bu halkların hiçbir yararı yok. Ama bu mezhep kavgalarını kaşıyan güçler var, içerde yani bu ülkelerde ve uluslar arası planda…

İşte bu kaşımaların sonucu bugün böylesine, mezhep kavgaları biçiminde bir kanlı boğuşmayla yüz yüzeyiz. Ben bir ay kadar önce, yurt dışına çıkmadan önce İstanbul’da bir toplantı vardı. Alternatif Düşünce Derneği düzenlemişti. Konu “Ortadoğu’da Mezhep kavgaları ve batının etkisi” idi. Bir hayli gazeteci, profesör vardı ve ben de konuşmacıydım orda. Bu mezhep çatışmaları biçiminde şu anda Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler aslında çok daha farklı nedenlere dayanıyor. Şimdi bunlar üzerinde uzun uzun duracak değilim. Ama şu kadarını söyleyeyim: Demin de söylediğim gibi İŞİD’in bir geleceği yoktur, bu örgüt mutlaka etkisiz kılınacaktır.

Öte yandan nasıl bir Irak karşımıza çıkacak, nasıl bir Suriye karşımıza çıkacak? Irak’ta Sünni ve Şii Araplar arasındaki çatışma bu ülkeyi yönetilemez hale getirdi. Biliyorsunuz orada Kürt halkı kendi geleceğini federasyon biçiminde belirlemeye razı olmuştu. Ama ne yazık ki Irak’taki bu sistem artık yürümüyor. Gelip tıkandı. Bağdat, yani Merkezi hükümet, Kürt halkına karşı görevlerini yerine getirmiyor. Bu yüzden Kürdistan Bölgesel Yönetimi, onun lideri Sayın Mesud Barzani Kürdistan’ın bağımsızlığı hedefini önüne koydu.

Biz bunu destekliyoruz.

Biz onlara bu konuda hak veriyoruz.

Eğer Irak 2005 Anayasasıyla benimsediği sistemi yürütebilseydi, barış içinde bir ülke haline gelebilseydi, Kürtlerin belki de ille de bağımsız bir devlet demeleri gerekmeyebilirdi. Ama demin söylediğim gibi Arap kesimi bunu başaramadı, bir mezhep kavgası, bir terör belası Irak’ı kasıp kavuruyor. Bu durumda Kürt halkının kendi kaderini özgürce belirlemesi, bağımsız devlet olmak istemesi kadar doğal ve haklı bir şey yok.

Orada koşullar olgunlaşıyor.

Kolay değil, önlerinde hala önemli güçlükler var. Uluslararası tanınma gibi önemli bir sorunun yanı sıra, ne yazık ki Irak’taki Kürtler arsında birlik yok.

Irak Kürdistanı’nda özgürlük fırsatı 1.Körfez savaşından sonra ortaya çıktı, 1990’da.

2. körfez savaşından sonra yani 2002 – 2003 ten sonra bu olanak daha da büyüdü. Önce otonomi yönetimleri vardı, sonra bu federal yönetime dönüştü. Şimdi de bağımsızlık fırsatı var önlerinde. Ama ne yazık ki Kürtler arasında birlik yok. O parçada bazı Kürt örgütleri meseleye dar bakıyorlar. Yani Kürdistan Federe Yönetimi’nin çevresinde toplanacaklarına, Sayın Mesud Barzani’ye destek vereceklerine, engel oluyorlar.

Bu akıl alır bir şey değil.

İki büyük örgüt arasında, Kürdistan Demokrat Partisi ve Kürdistan Yurtseverler Birliği arasında 1994 de başlayan çatışma dört- beş yıl sürdü. Çok büyük zararlar verdi bu parçaya. Ama aşıldı. Ne yazık ki şimdi yeniden bir gerginlik var. Bazı partiler yanlış bir politika izliyorlar. Ve kanımca İran’ın etkisinde izliyorlar bu politikayı. Bu böyle devam ederse Kürtlerin Güney’de bile amaçlarına ulaşmaları zorlaşır. Ciddi riskler var. Bu riskleri aşmak için birlik olmaları şart. Sorumluluk duyan her Kürt örgütü, her Kürt politikacısı bu parçada birlik için çalışmalı . Ayrımcılık yapmamalı.

Öte yandan bir de PKK sorunu var orada. Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni zaman zaman ciddi bir biçimde meşgul eden…

Geçmişte, zaman zaman. Güneyli Kürtlerle çatışmalara tutuşmuş PKK sorunu var. PKK nin buna hakkı yok. PKK nin Güney Kürdistan’a sorunlar çıkarmaya, oranın iç işlerine karışmaya hiç hakkı yok. Bu nedenle bizim tavrımız net. Biz Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni destekliyoruz. Güney Kürdistan’da Kürtlerin aralarında sıkı bir birlik oluşturmalarını istiyoruz. Bu Kürt halkını orada amaçların ulaşması için, özgürlük yolundaki kazanımlarını pekiştirmesi ve tamamlaması için şarttır.

Bir de Suriye Kürtlerinin durumu var, Güney batı Kürdistan da diyebiliriz. Biliyorsunuz Suriye’ye Arap baharı yansıdıktan sonra, orada Kürtler için önemli fırsatlar doğdu. Şu anda Suriye’de iç savaş devam ediyor. Amerika, Rusya gibi güçler de işin içinde. İran işin içinde Türkiye, başkaları işin içinde.

Ne olacak?

Suriye’de artık eski sistemin yürümesi mümkün değil. Yani Esad ailesinin yönetimde BAAS yönetimin devam etmesi mümkün değil. Burada da ister istemez ciddi bir değişim olacak. IŞİD belası tasfiye edildikten sonra yeni bir yapılanama olacak Suriye’de. Bu nasıl olmalı, nasıl olabilir?

Bana göre bu federal demokratik bir yapılanma olabilir. Tabi ki bu iş kolay değil. Yani eski sistem yıkıldıktan sonra böylesine çağdaş demokratik, federal bir sisteme geçilmesi bir anda olacak bir şey değil. Ama o kanıdayım ki Suriye sorunu başka bir şekilde çözülemez. Orada hem sünni Arapların, hem Nusayri Arapların geleceğini güvenceye alacak, aynı zamanda Kürtlerin durumunu güvenceye alacak, diğer azınlıkların -Hıristiyanlar, Dürziler gibi- haklarını güvenceye alacak olan ancak federal bir sistemdir.

Suriye’yi şimdi 3-4 devlete ayırmak mümkün değil. Buna uluslararası güçler de Suriye’nin komşuları da izin vermezler. Ama herkesin hakkını tanıyacak güvenceye alacak bir sistem gereklidir. Bu da federal demokratik bir yapılanma olabilir. Genel seçimler, serbest seçimler sonucu parlamenter bir sistem oluşturulur. Aynı zamanda Kürtler, Nusayri Araplar ve Sünni Araplar çoğunlukta oldukları bölgelerde federal yönetimler oluştururlar, kendi kendilerini yönetirler.

Bu Güney batı Kürtleri bakımından da çok büyük bir fırsattır.

Bunun gerçekleşmesi için de Kürt hareketinin Suriye’de de doğru politikalar izlemesi lazım. Şu anda en etkili örgüt PYD olarak görülmektedir.

Ama Suriye’de çok daha eski partiler de var. Kitlelere dayanan 50-60 yıllık partiler var. Onları kimse yok sayamaz. Elinde silah olanların bunları susturmaya hakları yok. Onların siyasi çalışmalarını engellemeye hakları yok. Şu anda hepimiz biliyoruz ki PYD hakim olduğu yerlerde yüzlerce Kürt politikacı, aydın tutukludur. PYD nin buna hakkı yok. PYD bu şekilde Suriye Kürtlerini özgürleştiremez. Geniş kitlelerin desteğini alamaz. Uluslararası güçlerin de desteğini alamaz. Bu nedenle Suriye’de Kürtlerin hedeflerine ulaşması doğru bir politika izlemelerine ve birlik olmalarına bağlıdır. Bu yüzden biz meselelere objektif bakan, Kürt halkının çıkarlarını düşünen örgütler, kişiler, siyasetçiler, onlara sesleniyoruz: PYD Diğer Kürt örgütlerine baskı yapmamalıdır. Suriye’de birlik politikası izlemelidir.

Ne yazık ki PYD bu güne kadar güven verici bir politika izlemedi. Ama hiç olmazsa bundan sonra tavırlarını düzeltmeliler. Çünkü Suriye sorunu çözüldüğü zaman, yani büyük güçler -Amerika, Rusya, Birleşmiş Milletler- ve Suriye’nin komşuları -Türkiye, Suudi Arabistan, sınırdaş olmasa bile İran; bunlar bölgenin önemli devletleri- eninde sonunda bir anlaşmaya varacaklardır. PYD’nin de kaderini belirleyecek olan bu uzlaşmadır. Yanlış yapanların geleceği olmaz. Kullanılır ve atılırlar. Eğer o duruma düşmek istemiyorsak biz Kürtler, birlik olmalıyız ve dış dünyanın desteğini almalı, akılcı politikalar izlemeliyiz. Bunu yaparsak başarırız.”

Türkiye’de ve Kuzey Kürdistan’da ki duruma da kısaca değinen Burkay şunları söyledi:

“Türkiye’de de olaylar kötüye gidiyor. İnsanlar soruyor; Türkiye ya da Kürt ulusal hareketi nereye gidiyor ?

Türkiye ve Kuzey Kürdistan şu anda hiç de iyimserlik verecek bir durum yok.

Ortadoğu’daki yangın Türkiye’ye de sıçradı. Gerçi bu durum yeni değil. Kürt sorunu bakımından 30 yılı aşkın, hatta 30 yıldan da fazla bir süredir Türkiye bir yangın yeri gibi…

Ama Ortadoğu’daki son gelişmelere Türkiye bakımından durumu daha olumsuz bir biçimde etkiliyor. Ortadoğu’daki yangından uzak durmanın yolu Türkiye’nin sorunlarını akıllıca çözmesiydi. Yani bir Kürt sorununu çözmek, iki Alevi sorununun çözmek. Türkiye’ye barış getirmek. Ve Ortadoğu’daki yangından da uzak durmak…

Türkiye bunu başaramadı. AK Parti İktidarı altında bunu başarmadı ve işler herkes için, Türkler için de Kürtler için de AK Partinin kendisi için de olumsuz bir yönde gelişir oldu. Biliyorsunuz, söyleme ye gerek yok, bu ülkedeki en büyük sorun Kürt sorunudur. AK Parti bu sorunu çözecek ciddi projelerle ortaya çıkamadı. Başta bazı olumlu adımlar attı, ama Kürt sorununu gerçek anlamda çözecek bir proje ile ortaya çıkamadı. Sorunu PKK ye silah bıraktırmaya indirgedi. Tabi PKK nin silah bırakması da tek başına iyi olur. Kürt halkı için de Türkiye de barışçıl bir ortamın oluşması için de iyi olur. Ama PKK ye silah bıraktırılması için en azından bir genel affa ihtiyaç var. Denir ki dağdakiler gelip silah bıraktıkları zaman serbest olacaklar. Yani eğer PKK ye silah bıraktırmak isteniyorsa bir genel af çıkarabilirdi. Bu yapılmadı. Kaldı ki Kürt sorunu sadece PKK nin silah bırakması değildir. Çözüm Kürt halkının haklarının tanınmasıdır. Hükümetin buna uygun projelerle ortaya çıkması gerekirdi. Çıkmadı.

Çıkmayınca da başka sorunlar da işin işine karışınca olaylar daha da içinden çıkılmaz hale geldi.

Şu anda son bir yılda meydana gelen çatışmaların sonuçlarını hepiniz biliyorsunuz. Bir de buna Fetullahçıların darbesi denen darbe eklendi.

Bir de Türkiye’nin Suriye’nin içişlerine bulaşması. Suriye konusunda yanlış politikalar izlemesi sonucu ortaya çıkan durum eklendi. Şimdi Türkiye bir yandan da Suriye’de ÖSO eliyle çatışıyor, savaşıyor.

Sözde IŞİD’e karşı savaşıyor; ama daha çok PYD’yi engellemeye çalışıyor.

Türkiye’nin Suriye politikasını başından beri eleştirdik. Türkiye Suriye’nin komşusu olarak bu ülkeye barış gelmesine, demokrasi gelmesine yardımcı olmalıydı. Oysa Suriye Esad rejimini yıkmayı önüne hedef koydu. Birinci hedefi bu oldu. İkincisi oradaki Kürtlerin herhangi bir statü elde etmemesiydi. PYD’li veya PYD siz… Bunlar yanlış tutumlardı. Suriye meselesi sırf Esad’ın gitme meselesi değildi. Yerine kim gelecekti? IŞİD’ciler gelirse daha mı iyi olacak?

Daha kötü olacaktı. Suriye’de Kürtlerin haklarına kavuşması Türkiye’yi niye ürkütüyor?

Çünkü Türkiye kendi Kürt sorunu çözmeyi başaramıyor. Başaramadığı için güneyde de Suriye’de de Kürtlerin bir statü elde etmesinden korkuyor.

PKK sorununu çözmek zor değil o kadar.

Zaman zaman söyledim TV’lerde de söyledim. Türkiye yönetimi akıllı olsa, çağdaş olsa sorun çözmek istese PKK sorununu bir haftada çözer.

Türkiye PKK sorununu kendi eliyle yarattı ve Türkiye PKK sorununu çözmek istemiyor.

Başından beri çözmek istemiyor.

Hatırlarsınız, PKK’nın ortaya çıkışını bir yana bırakalım. O 1970li yıllardaki hikayeyi bir yana bırakalım. Öcalan yakalanıp Türkiye’ye getirildikten sonraki gelişmeleri biliyorsunuz. Bütün istemlerinden vazgeçti. Dedi ki “yol açın, dağdakilerin hepsi gelsin, teslim olsunlar”. PKK bunu benimsedi. Dağdaki komutanları kabul etti. Hatta iki tane heyet gönderdiler. Birisi Avrupa’dan, diğeri Güneyden.

Ama gelenleri tutuklayıp hapse soktular, ağır cezalar verdiler. Bu koşullarda dağdaki insanlar iner mi?

Demek ki Türk devleti PKK’nin dağdan inmesini istemedi.Nasıl olsa Öcalan’ı yakaladım, elimedir, ne diyorsam yapıyor. Ben de Kürt sorununu böylece ortadan kaldırır, bitiririm anlayışı… PKK yi bu işte kullanmak istedi. Çok açık.

Son olarak AK Parti hükümeti döneminde, ki Öcalan daha önce askerlerin kontrolündeydi, Sonra AK Parti’nin kontrolüne girdi. AK Parti de şunu düşündü: Kürt sorununu çözmek için öyle otonomi, federasyon gibi büyük adımlara gerek yok. Nasıl olsa Öcalan sihirli bir değnek gibi ve elimizde… Ne diyorsak yapıyor. Öcalan ne diyorsa PKK de onu yapıyor. PKK ne diyorsa Kürtler de yapmak zorunda. E biz de Öcalan’ı kullanır, bu işi hallederiz. Bunlara silah bıraktırırız, bu iş biter.

Ama bu kadar basit olmadığı görüldü. Bu iş yürümedi, yürümezdi.

PKK ye silah bıraktırmak için bir genel affa ihtiyaç vardı en azından. Ayrıca sorunu çözmek için bazı yeni adımlar atmak, Kürt halkına güven vermek…

Mesela biz çözüm için eşitlik temelinde federasyon diyoruz. Biliyoruz, kolay değil. Ne AK Parti Hükümeti ne başka bir hükümet hemen “buyrun size federasyon veriyoruz, bu işi çözelim” demezler.

Keşke bu kadar akıllı olsalar, keşke bu kadar cesur olsalar. Ama değiller!

En azından bir yandan genel af çıkarıp PKK yi silahsızlandırmaya çalışırken diğer yandan Kürtçe okulları serbest bırakabilirlerdi. Kürtçe eğitime geçebilirlerdi; ilk ve orta okullarda liselerde, üniversitelerde.

Bu güven verirdi, yumuşatırdı havayı. Bunu bile yapmadılar. Daha sonra da sorunun eşitlikçi çözümü için mücadelemize devam ederdik. Bunu bile yapmadılar. Buna karşılık Kürt tarafında da -taraf olarak görünen, Kürtlerin büyük bir kesiminin de öyle gördüğü, Türklerin büyük bir kesiminin de öyle gördüğü, öyle sandığı- PKK nin ve onun çizgisindeki legal hareketin, HDP nin durumu ne?

Onların Kürt sorununun eşitlik temelinde çözümüne yönelik bir politikaları var mı? Yok!

Öcalan’ın geldikten sonra söyledikleri malum. PKK de, onun iz düşümündeki legal partiler de aynı politikayı savunur oldular. PKK ve söz konusu legal partiler, en son HDP ne istiyor?

Kürt kesiminde ve sol kesimde pek çok kişi HDP nin barajı aşmasından heyecan duydu, destek verdi. Peki Ne istiyor bu HDP Kürtler için? Bağımsızlık yok, devlet yok, federasyon yok, otonomi yok. Bayrak Türk bayrağı, resmi dil Türkçe…Eee, ne istiyorsun sen? Türkiyelileşme, “ortak vatan”, “demokratik ulus…” (Zırva tabi, dünyada böyle bir şey yok; neymiş o demokratik ulus? Uluslar vardır. Demokratik olan ülkeler var, demokratik olmayan ülkeler var. Diktatörlükler bilmem neler… “Demokratik ulus” neyin nesi.? Bir uydurmasyon… HDP de aynı şeyi söylüyor.)

Yani HDP nin de PKK’nın da Kürt sorununu çözmek için hiç bir projeleri yok.

Bütün bunlar Türk devletinin projesidir.

Beşir Atalay söyledi: “MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile Öcalan ele ele vererek HDP yi kurdular” dedi. Hiç birinden ses çıkmadı. Ne bir BDP’liden ne bir HDP’liden; ne solcusundan ne sözde Kürtçüsünden hiç bir itiraz çıkmadı. Kimse demedi ki “ey Beşir Atalay Sen ne diyorsun? Partimizi MİT kurmadı, biz kurduk”. Çünkü gerçek böyleydi, Atalay’ın dediği gibi… Ama sonra araya kara kedi girdi. Seçimler sırasında Demirtaş’ın “seni başkan yaptırmayacağız!” Diye Erdoğan’a karşı cephe açması, gaza gelip söylemesi kitlelerde destek görünce perde arkasındaki uzlaşma bozuldu. AK Parti sözcüleri dediler ki “Demirtaş sözünde durmadı!”

Neydi o söz?

HDP barajı aşamazsa tüm milletvekileri AKP nin olacaktı. AKP başkanlık sistemini rahatlıkla parlamentodan geçirecekti. HDP barajı aşarsa başkanlığa destek verecekti. Anlaşma buydu. Öcalan’la yapılan anlaşma buydu. HDP ile yapılan anlaşma da buydu başlangıçta. Ama sonradan bozuldu. Şimdi mesel burada. PKK’nin ve HDP’nin Kürt sorununu çözmeye yönelik bir projeleri ve hedefleri yok. Tam tersine PKK ve HDP nin izlediği politikalar. Kürtleri aldatmaya yöneliktir.

Bu konuda bizim artık çok net olmamız lazım.

Kürt toplumunun ve Türk toplumu içindeki dostlarımızın net olmaları lazım.

Kürt sorunu Kürt halkının temel haklarını tanıyarak çözülür.

Bu temel haklar tanınmadan Kürt sorunu çözülmez. Kürt sorunu bu durumdaki bir PKK ile, HDP ile çözülemez.

Kürt hareketinin bu çıkmazdan, bu bataktan kurtulup sağlıklı bir yola yönelmesi lazım. Biz HAK-PAR’ı bu bakımından en uygun örgüt olarak görüyoruz.

Bu bir Parti fetişizmi değil.

HAK-PAR 2002 yılında, yani 14 yıl önce, bir birik projesi ve bir alternatif olarak kuruldu. Öcalan yakalanmış, teslim olmuş, Partisi de onu takip ediyor.Türk devleti bundan yararlanarak Kürt hareketini pasifize etmeye, bitirmeye çalışıyordu.

Böyle bir aşamada İsveç’ten başlayarak,Almanya’da ve diğer bölgelerde toplantılar düzenledik. O zaman ben PSK nin Genel sekreteriydim. Bu işe öncülük ettik. Diğer Yurtsever kesimlerle birlikte toplantılar düzenledik. “Kürt ulusal hareketi tehlikededir. Alternatif yaratmak lazım. Halka umut verecek bir projeyle çıkmamız lazım.”dedik. İçerde Bir parti ile. Yurt dışında Avrupa Kürt Platform’unu oluşturduk bu çalışmaların sonunda Yurt içinde de HAK-PAR oluştu.

PKK’nin bu olumsuz gidişinden memnun olmayan, bu durumu gören, anlayan Kürt halkına umut vermek isteyen, sağlıklı bir örgüt sunmak isteyen yurtsever güçleri bir araya getirmeye çalıştık. HAK-PAR bu çabaların eseridir. Sosyalistler, sosyal demokrat Kürtler, liberal Kürtler, İslamcı Kürtler; ama tümü de Yurtsever Kürtler… Onların bir araya geleceği bir birlik projesiydi HAK-PAR.

Ne kadar başarılı oldu tartışılabilir.

Kolay değil. Bir tarafta devlet, diğer tarafta PKK politikayı adeta kendi ipoteğine almış. Böylesi koşullarda sağlıklı bir hareketin çok kısa zamanda güçlenmesi, kitleselleşmesi kolay değil.

Bu sabır istiyor, çalışma ve zaman istiyor. Kanımca şimdi yavaş yavaş sular durulmaya başladı. Kürt halkı PKK’nin yüzünü daha iyi tanıdı. Son yapılan Haziran ve Kasım seçimlerinin ardından gördük. HDP 80 milletvekili ile parlamentoda, 100’e yakın belediye kendi yönetiminde… Bunla neler yapılmazdı siyasette. Bununla Türkiye sarsılırdı, dünya sarsılırdı. Kürt halkının talepleri dile getirilebilirdi. Barışçı, demokratik yollardan, siyasetle…

Milyonlar harekete geçirilebilirdi.

Ama öyle yapmadılar. “Halk savaşı vereceğiz” dediler, hendek ve çukurlar kazmaya başladılar, Sonra Kürdistan’ın tarihi kentlerini yerle bir ettiler.

7 bin gencimiz daha bu anlamsız çatışmada hayatını yitirdi. Yüz binlerce insanımız daha sürgün yollarına düştü. Kürt halkı bunu gördü. Ve bu adamlara “siz siyaset yapmıyorsunuz, siz bizim evimizi yıktınız” dedi. Yönünü onlardan çevirdi Kürt halkı .

Şimdi belediye başkanları tutuklanıyor ama 100 kişi çıkmıyor protesto için.

Çağırıyorlar ama hava!

HDP’li milletvekillerini protesto ediyorlar.

Bu çok önemi bir gelişmedir.

Onlar Kürt halkının bir sürü olmadığın görmeliydiler. Görecekler, görüyorlar.

Şimdi böylesine bir aşamada HAK-PAR gibi bir partinin rolü önemlidir. HAK-PAR’ın özelliği ne?

Doğru politikalar izliyor, gerçekten Kürt halkının taleplerini dile getiriyor, eşitlikçi bir çözüm Öneriyor. Bugünkü koşullarda gerçekçi olan federal bir çözümdür.

Elbette kendi bağımsız devletlerini kurmak da Kürtlerin hakkıdır. Ama bu günkü Ortadoğu ve dünya koşullarında gerçekçi olan federal çözümdür. Eğer biz Türk yönetimini eşitlik temelinde federal bir yönetime ikna edebilirsek bu bizim için, Kürt halkı için bir zafer olur. Böylece Kürt sorununu çözebiliriz. Bizim istediğimiz budur. Federal Çözüm…

Böylece Kürdistan’da Kürt halkının serbest seçimlerle gelen kendi hükümeti, kendi parlamentosu olur. Kürtçe, Türkçenin yanı sıra resmi dil olur. Kürtler ilk okuldan üniversiteye kadar kendi dillerinde eğitim yapabilmeliler…Bunlar bizim taleplerimizin temeli.

Tabi bir de bölgenin ekonomik gelişimi, şu var, bu var onlarda ayrı. Diğer demokratik taleplerimiz var: Kadın sorunu, emekçilerin hakları, çevre sorunları…

Biz çağdaş bir partiyiz. Türkiye’deki en çağdaş, ileri programa sahip partiyiz. Bir bütün olarak Kürt sorununun çözümü, alevi sorununun çözümü, gerçek bir laiklik, kadın sorunu , çevre sorunu, emekçilerin sorunu, bir bütün olarak…

Eğer zulme uğrayanlar için başka mücadele yolu yoksa, bütün yollar kapalıysa silaha başvurmak haktır.

Ama siyasi ve barışçıl kanallar açıksa ille silah kullanacağım demek çılgınlıktır.

Yıkım getirir. Size de, ülkenize de, herkese de…

Şu anda Türkiye koşullarında Kürt halkın mücadelesini barışçıl yollarla yürütmenin olanakları çok daha fazladır.

PKK nin savaşı ülkemize yıkım getirdi. Önce kırsal alanlar boşaldı, şimdi şehirler boşalıyor.

Bir talepleri de yok bu adamların. Niye savaşıyorlar? Biz savaşa gerek olmadan Kürt halkının eğer doğru bir hat üzerinde örgütlenebilirse mücadelesini başarıyla yürütebileceğini ve daha kısa bir sürede sonuçlandıracağını düşünüyor, buna inanıyoruz.

Yani HAK-PAR’ın hem programı hem de seçtiği yöntemler doğrudur.

Başarıya ulaşmak için iki koşul gerekli; birisi doğru bir programınız olacak ikincisi ise doğru yöntemler izleyeceksiniz.

Kanımca HAK-PAR olarak bunu yapıyoruz. Bir de sabırlı olmak, kararlı olmak, şaşırmamak önemli… Bir günden diğerine politikaları değiştirmemek, zikzak yapmamak. Bu bakımdan Kürt halkı açısından, HAK-PAR Kuzey Kürdistan’da bir şanstır. Diğer Parçalar açısından da izlediğimiz politika doğrudur, Birlik istiyoruz. Onların başarısını istiyoruz.

2014’te Genel başkan olduğum zaman girdiğimiz seçimden bu yana HAK-PAR bir gelişme ivmesi yakaladı. 2009 yerel seçimlerine göre oylarımızı 2 misline çıkardık. Sonra geçen yıl haziran seçimlerinde oylarımız arttı. Kasım seçimlerinde 2 misline çıktı; 110 bin.

Bu küçük görülebilir. Ama bir gelişme seyri var…Bu ne demektir?Kürtler yavaş yavaş HAK-PAR’a yöneliyorlar.

Aynı dönemde Türkiye’deki dört partinin AKP, CHP, MHP ve HDP’nin dışında diğer bütün partilerin oylarında büyük düşme oldu. Bizimki % 100 artarken. Ecevit’in, Demirel’in, Özal’ın, bir zamanlar hükümet olmuş partileri % 300 oy kaybedip, küçülürken… Bu bir işarettir.

Ben şuna inanıyorum: HAK-PAR önümüzdeki seçimlere girebilirse, ki girecek, (Güçleştiriyorlar şimdi, engeller çıkarmaya çalışıyorlar; ama aşacağız onu) oylarını belki beş, belki on misli arttıracaktır.

Bir alternatif olmaya doğru gidiyoruz.

Bunu görebilirsek. bunu kavrayabilirsek, bu anlayışla çalışırsak başarırız.

Kürt hareketi artık bir kırılmayı yaşıyor. PKK nin son hendek savaşlarından sonra.

PKK kimin adına yaptı onu. Kürt halkı için de, demokrasi için de yapmadı. İran için mi, Suriye için mi yaptı? Derin devlet için mi yaptı? “HALK savaşı vereceğiz” dediler. Kimin için yaptıysa yaptı, ama Kürt halkı için yapmadı. Halk bunu gördü.”

HAKPAR 6. Kongre sürecini özetleyen ve PSK ayrışmasını da değerlendiren Kemal Burkay “Bu arkadaşlar yanlış bir iş yaptı, bunun bilinmesini istiyorum” dedi.

“Sosyalizmi çok sevdikleri için değil. Öyle olsa bize demezlerdi ‘HAK-PAR’ın adına Kürdistan kelimesini ekleyin, tamamdır.’ HAK-PAR’ın adına Kürdistan eklenince HAK-PAR sosyalist mi olacaktı? Siz PSK’nin bütün değerleriyle legalleşecektiyseniz, o zaman Sosyalist partinin programı var, ideolojisi var, onunla çıkmanız lazımdı. Sonra nasıl olduysa o isimle çıktılar. Sosyalizmi çok mu önemsedikleri için? Hayır. Herkesin yıllardır söyledikleri, yazdıkları ortada. Açın, son yıllarda çıkan DENG dergisi sayılarına bakın, eğer sosyalizmle ilgili bir yazıları varsa doğru…

Yıllardır yok. Sosyalizmi savunan benim. Bunu herkes biliyor. Ben sosyalistim. Biz HAK-PAR gibi bir partide çalışıyoruz. HAK-PAR sosyalist bir parti değil. Yurtsever demokrat bir partidir. Kürt halkına şu anda lazım olan böyle bir partidir. Sosyalist parti ile biz devrim yapamayız. Dünya koşulları değişti. Bu nedenle şu koşullarda Kürt halkı için gerekli olan, sosyalist olan olmayan her kesimi içine alan geniş bir partidir. Biz sosyalizmden vazgeçmedik. HAK-PAR’a gelip çalışan diğer insanlar da kendi görüşünden vazgeçmiş değil.

HAK-PAR’da İslamcılar var, vaz mı geçtiler İslamcı anlayışlarından? Değil elbette.

Rahmetli Abdulmelik Fırat Genel Başkanıydı HAK-PAR’ın. Mesele bir araya gelmesini bilmek. Döneme uygun partiyi yaratmak, döneme uygun yöntemler izlemek. Siyaset budur. Siyasette böyle başarılı oluruz Yoksa bir isme yapışmak marifet değil, bir tarikat gibi… Kürdistan’da bir çok örgüt vardı, sonra dağılıp gittiler, ama hala isimleri var… Şimdi yeni partiler de kuruldu ve “birlikten” bahsediyorlar. Keşke birlik olsa! Benim ömrüm birlik için çalışmakla geçti. UDG, beşli çalışma, TEVGER, 12 örgütün cephe çalışması PKK’nin de içinde olduğu… Sonra legal partiler, HEP- DEP, Avrupa Kürt platformu, HAK-PAR,

Ama bazen bir kaç kişi bir araya gelip bir tabela asıyor ve kendilerine parti diyor. Dertleri birlik değil, kitleleri kazanmak değil. Kürt halkını özgürleştirmek değil.

Şimdi ne yapacağız?

Hayatımızı bunlarla oturup birlik meselesini tartışarak mı geçireceğiz?

HAK-PAR’a birlik önerisi getirenlerin çoğu daha düne kadar HAK-PAR’ın içindeydiler. Sertaç arkadaşımız HAK-PAR’da genel başkanlık yaptı. Uzağa gitmeye gerek yok, PSK li arkadaşımızın durumu… Senelerce birlikte çalıştık. Ben genel başkan olduğum zaman da Sertaç’a “gel beraber çalışalım” dedim. Sonra kendisi ayrı bir parti kurdu.

Niye?

Şimdi gelmiş birlik yapalım diyor .

Kardeşim sen genel başkan değil miydin HAKPAR’da? Niye gittin?

Ben HAK-PAR’a üye oldum Mehmet Vural ve Sait Aydoğmuş birkaç kişiyle birlikte Partiden istifa ettiler. Niye?

Kemal Burkay Partiye üye olmuş. Yahu İstemiyor musunuz? Ben üye olduğumda ikisi de genel başkan yardımcılarıydılar, istifa ettiler. Bu anlaşılır bir şey değil. Bu arkadaşlar şimdi HAK-PAR’a birlik çağrısı getiriyorlar!

Siz Kemal Burkay HAK-PAR’a üye oldu diye istifa ettiniz. Şimdi ne değişti? Ben hala üyeyim.

Her halde “Kemal Burkay çekildi, Şimdi başkanlık şansı var!” diye düşünüyorlar.

Kardeşim, benim başkanlık diye bir derdim yok. Olmadı hiç hayatımda. PSK genel sekreterliğini de ta 1987 de bırakmak istedim, ama kabul etmedi arkadaşlarım. Sürdürdüm taa 2013 e kadar. Şimdi sorun budur. Keşke o arkadaşlar tekrar HAK-PAR’a geri dönseler. Keşke gerçekten birlik için çalışsalar. Ama yok, herkes kendine bir kulübe inşa etmekle meşgul.

Ne yapacağız?

Onlarla işbirliği yapabiliriz. Seçimlerde, diğer alanlarda. Ama partimizi onların keyfi için harcamayız. Bence HAK-PAR olarak büyümek, Alternatif olmak ve milyonlara ulaşmak istiyorsak bu şansımız var.

Doğru siyaset var, doğu yöntemler var ve kararlıca çalışırsak başarırız.








İlgili İçerikler

Son Eklenenler

Cumartesi, Mayıs 21, 2022