13 C
Diyarbakır
Pazartesi, Eylül 26, 2022

KÜRTLERİN EFSANEVİ LİDERİ MELA MISTEFA BARZANİ

Yaklaşık okuma süresi: 4 dakika

KÜRTLERİN EFSANEVİ LİDERİ MELA MISTEFA BARZANİ
Latif EPÖZDEMİR

Kürt ulusunun efsanevi lideri Mela Mistefa Barzani 43 yıl önce bir 1 Mart günü yaşama veda etti.

Mela Mistefa 76 yıl durup dinlenmeden Kürt özgürlük mücadelesinin meşalesini dimdik yükseklerde tutan bu yılmaz savaşçıydı. O, Kürt halkının mücadele azminin yegane simgesi olmuştur. Eksiksiz 40 yıl Kürt halkının umut ve esin kaynağı olarak varlığını kabul ettirmeyi başaran Barzani, tüm yaşamı boyunca hep Kürtlerin özgür ve demokratik bir yaşama kavuşması için çaba içinde oldu.

Kürt tarihinde iki komutana Kürt meşru yönetim ve örgütlerince “Generallik” ünvanı verilmiştir. Ağrı isyanının unutulmaz örgütleyici ve komutanlarından İhsan Nuri Paşa’yı “Xwebûn” (HOYBUN) örgütü bağımsızlık ve kurtuluş güçlerine general tayin etmişti.

Ondan birkaç yıl sonra da bir diğer generali görüyoruz Kürt askeri mücadelesinde. 1945 yılında Irak’tan İran’a geçerek 2000 kişilik Pêşmerge gücü ile Mehabad ve Şıno, Nagadeh gibi Doğu Kürdistan kentlerine yerleşen Mela Mıstefa Barzani, 1946 yılında cumhuriyet kurulduğunda, cumhuriyet ordusuna pêşmergeleri ile birlikte gönüllü katılmıştı. Bunun üzerine Kürdistan Cumhuriyet Hükümeti Bakanlar Kurulu 1946 yılında “Supayı Milli”yi örgütleyip geliştirmek üzere Barzani’ye “Generallik” sanını vermişti.

Artık Mıstefa Barzani, General Barzani rütbesinde yepyeni bir görevle donanmıştı. O dönemde generallik görevi başbakanlık kadar önemli bir görevdi.

Mela Mıstefa Barzani 1903 yılında doğdu. Henüz iki yaşında iken 1905 yılında annesi ile birlikte Diyarbakır Cezaevi’ne girdi. İki yıl sonra bu kez 4 yaşında iken, Musul Cezaevi’ne konuldu.Türkiye’de ikinci kez 29 yaşında iken, 1932 yılında yine tutuklandı. 1934’te ise tahliye oldu. 1919’da Şêx Mehmudê Berzenci’nin imdadına koşan Barzani, 1920’de Şêx Seid ile görüşüyor ona güç veriyordu. 1930 da ise bu kez Ağrı eteklerinde İhsan Nuri Paşa’nın yakınında bulunur Mela Mıstefa…

Mehabad Kürt Cumhuriyeti’nin yıkılışından sonra Kürdistan topraklarından bugünkü Rusya topraklarına sığınan Barzani, beraberindeki askerleri ile birlikte Rusya’da mülteci olarak yaşadı.

17 Temmuz 1958’de A. Kerim Qasım Irak’ta yönetimi ele geçirince; Barzani 6 Eylül 1958 yılında SSCB’den Bağdat’a geldi. Abdulkerim Qasim yönetimi yeni kurulmuştu. Bu yüzden ülkenin önemli iki gücü olan komünistler ve Kürtlerle iyi geçinme yollarını tercih etmişti. Qasım, Berzani ve öteki sürgün ve tutuklu Kürtlere özgürlük vermiş, KDP’nin yasal olarak örgütlenmesine izin vermişti. Belki de o güne dek Güney Kürdistan’da Kürtlerin en çok rahat ettiği bir dönem olmuştur 1958 Abdulkerim Qasım dönemi.

Qasım yönetimi esnasında Kerkük ve civarında yeni yönetime karşı başkaldıran gerici Türkmenlerin ve karşı devrim güçlerinin, hareketlerini önleme görevini Barzani’ye vermişti. Çünkü Mela Mıstefa ve peşmerge gücü, o dönem Kürdistan ve Musul eyaletinin güvenliğinden sorumlu kılınmıştı. Rejime karşı baş kaldıran asiler Barzani güçleri tarafından dağıtıldı ve isyan kısa zamanda bastırıldı.

Bu olay sonucunda, T.C. yetkilileri ve parlamentosu Kürtlere karşı öç alma duygusuna kapıldı. Türk siyaseti “milli mutabakat” ile şoven bir çalkantı yaşamıştır. Ünlü Türkçü/Irkçı Asım Eren mecliste bu olayı tartışırken “Mukabeleyi bil misil” cümlesini kullanarak Irak’ta öldürülen her Türkmen için on tane Kürdü Türkiye’de öldürmek gerektiğini hararetle savunmuştur. Buna göre 1000 Kürt yakalanacak ve Taksim Meydanı’nda ibret için asılacaktı. Ancak yakalanan Kürtlerin sayısı 50’yi geçemedi. Sansarsyan Han’da göz altına alınan Kürt aydınlarından Mehmet Emin Batu bu esnada yaşamını yitirdi. Ve 49’lar olayı davası işte böylesi bir öç alma duygusu ile başlamış oldu.

Irak yönetimi, 1970 yılında Güney Kürdistan bölgesine anayasal güvenceler planında özerklik verildiğini ilan etti. Ancak kısa bir süre sonra Irak-SSCB askeri anlaşması sonucu, Irak yönetimi özerkliği sindiremedi. Güç kazanan Irak diktatörü ilk fırsatta anlaşmayı tek taraflı bozarak, Kürtleri tutuklamaya, Kürdistan’ı yeniden işgale girişti. Mela Mıstefa tekrar himayesindeki Peşmergelerle silahlanarak Irak yönetimine karşı savaşmak zorunda kaldı.

1975’te Cezayir Antlaşması imzalandı. Kürtler ağır bir zulüm ve perişanlık içinde bulundukları halde direnmekten vazgeçmedi ve teslim olmayı kabul etmediler.

Ne yazık ki, yıllarca Ortadoğu’da Filistin sorunu Kürt sorununun üstüne bir perde örterek, Kürt mücadelesini tecrite göndermek istemiştir. Körfez Savaşı’nda Filistinli “Gerillalar” Baas faşistleri ile Kürdistan işgaline gittiklerinde, milliyetçi yüzleri ortaya çıkmış, maskeleri düşmüştür. O güne değin, gerek BAAS partileri, gerek bölgedeki egemen ulus Komünist ve sosyalist partileri, gerekse FKÖ’nün, Kürtlere ilişkin verdikleri gerçek dışı beyan ve bilgiler sonucunda uzun yıllar Kürt ulusal kurtuluş hareketi bağlaşanları ve müttefiklerinden uzaklaştırılarak yalnızlaştırılmıştır.

Yakın geçmişe kadar Türk solu, gerek Ortadoğu’daki ilgili ülkelerin sol hareketleri ve gerekse Türk solunun çeperinde yaşayan ve adeta kendini ona endekslemiş olan kimi Kürt hareketleri, yıllarca Barzani’yi doğru kavramayı beceremedi.

Oysaki Mela Mıstefa bir yurtsever, bir ulusal kurtuluşçuydu. O, Kürt milli çıkarlarını her şeyin üstünde görüyordu. “Kürt milliyetçiliğinin” adeta “karşı devrimcilik ve emperyalizm işbirlikçiliği” ile bir tutulduğu bu kısır dönemde Kürt hareketi bu dar görüşlülükten ötürü çok şey yitirmiştir. Kürt tarihi, edebiyatı, Kürt ulusal sorunu, Kürt manevi yaşamı ve toplumsal sorunları onca karmaşa içinde yıllarca ilgi beklemiş ve sağlıklı doğru tespit ve uğraşların yolunu gözlemiştir.

Diğer yandan Türk solu Kürt milliyetçiliğini sosyalizm adına yıllarca cezalandırarak ambargo koymuştur. O günlerde sol Kemalizm’in önde gelen isimlerinden İlhan Selçuk Barzani’yi Türkeş’e benzetiyor, bir başkası Barzani için Mosad’ın, diğer birileri de CIA ve ABD’nin adamı belirlemesi yapıyordu. Kürt milliyetçisi olmak bir öcü, bir suç hali olduğu psikolojisi yaygınlaştırılmış, Kürt milliyetçiliğine ve buna bağlı olarak da Kürt ulusal uyanışına adeta set çekilmişti.

BARZANİ KÜRT SORUNUNDA DİPLOMATİK İLİŞKİLERE ÖNEM VERDİ

Barzani öteden beri İran ve Türkiye ile iyi geçinmenin yollarını denemiştir. Çünkü o güney Kürdistan’da zorlu bir savaş veriyordu ve yaşadığı coğrafya, dört tarafı tel örgüler ve dost olmayanlarla örülüydü. Ulusal hareketin dışarıya açılabilmesi için esnek, bilinçli ve gerçekçi politikalar, Kürtler için her zaman gerekli olmuştur. Aslında Barzani, TC ve İran’ın Kürtlere ilişkin politikalarını çok iyi biliyordu.

Burada üzerinde durulması gereken önemli bir nokta ise şudur ki, Barzani, tüm Kürt çevrelerinin üstünde, partiler üstü bir kişi, bir devlet adamı olarak görülmüş ve her zaman, Kürt sorununa, Kürt milli çıkarları merceğinden bakmıştır.

Barzani’nin kararlı duruşu ve mücadele azmi, Irak Baas Partisi diktatörlüğünü dize getirmiş ve Kürdistan’ın güney parçasında özgür ve demokratik bir yaşam kurulmuştur. Bugün, bu nedenle Kürd Federe Devleti’nin her taşı özgürlük simgesi Mela Mıstefa Barzani’nin resimleri ile donatılmış ve Kürt Parlamentosu giriş kapısı Barzani portreleri ile bezenmiştir.

Barzani 11 Mart sonrası Baas Irkçılarına karşı boyun eğmedi, direndi ama daha çok güç gerekiyordu. O dönem Kürdistan’da 3000 m2’den fazla bir alan, tampon bölge ilan edildi, taş üstünde taş kalmadı ve tüm bu bölgede köyler viraneye döndü. Keza 3000’e yakın Kürt aile, çoluk-çocuk, genç-yaşlı demeden, İran ve Türkiye’ye göçmek istedi. Türkiye kapıları kapalı tuttu ama İran, Berzani güçlerini Urmiye gölü çevresinde ikamet etmesini kabul etti.

Sonraları Kürtler Halepçe’de bir katliam ve Körfez Savaşı sırasında ikinci ve üçüncü göçlerini de yaşayacaklardı. Ve insanlık bayrağı bir kez daha yere inmiş olacaktı.

Bugün binlerce Kürt Barzani ismiyle ulusal uyanışa yönelmiş, bu büyük insan tüm Kürdistan’da tıpkı bir anıt olarak her süreçte anılmıştır. Dünyanın en önemli devlet ve siyaset adamlarından olan Barzani, Kürt halkının mücadele tarihinde hep anılacaktır.

Kürt hareketi Barzani’yi doğal ve tartışmasız önder bilmiş, ona hep minnet borçlu olmuştur. Kürtlerin manevi bilincinde Barzani’nin karizmatik kişiliğinin etkisi büyüktür.

Barzani’nin 76 yıllık hareketli yaşamı, kan, barut ve gözyaşı ile iç içe ilerleyen mücadelesi bir destan gibidir. Barzani’nin yaşamı Kürt özgürlüğüne adanmış bir yaşamdır.

Kürt halkının efsanevi lideri Mela Mıstefa Barzani tedavi için gittiği ABD’de 1 Mart 1979’da, yaşamını yitirerek Kürdistan topraklarına ebedi olarak veda etti.
Mela Mıstefa Barzani’yi saygı ile anıyorum.

Post expires at 1:05pm on Salı Mart 1st, 2022

İlgili İçerikler

Son Eklenenler

Pazartesi, Eylül 26, 2022