GÜNCEL

TÜRKİYEDE EKONOMİ VE SİYASET

TÜRKİYEDE EKONOMİ VE SİYASET

Davut BİLİNMİŞ

Geçen yazımda asgari ücret ve Türkiye’de ekonomik krizlerin yakın tarihine değinmiştim.

Dünyanın hiçbir çağdaş ülkesinde döviz, birkaç günde tavan yaptıktan sonra, aynı şekilde birkaç günde taban yapmamıştır.

Dövize endeksli, vadeli (faizli) mevduatın bu durumu ne kadar sürdüreceği, frenleyeceği ve enflasyonun gideceği yeri, tahmin etmek kolay değil, siyaset tarafından alınan, ‘’siyasi ekonominin’’ tahminini hiç kimse yapamaz.

Bütün bu gelişmeler Türkiye’de reel ekonominin kuralları yerine ‘’siyasi ekonomi‘’ hem muhalefettin, hem iktidarın ‘’kullanım aracı‘’ olarak, ülkeyi nereye götüreceğini tahmin etmek kolay değildir.

Türkiye’de yaşanan ekonomik krizler, kaynakların yetersizliği ile alakalı değildir, geçmişten günümüze kadar, kaynakların verimli kullanılamadığı ve siyasi yönetimlerden kaynaklandığı gün gibi ortadadır.

Demokrasi, hukuk, adalet, devletin kurumsal yapısı ile yerli yerine oturmadığı sürece, ülkenin ekonomik olarak ileriye gitmesi, kaynaklarının verimli kullanılması mümkün değildir.

Türkiye’de, ekonomiyi çok yakından ilgilendiren demokrasi mücadelesi, yıllardır hükümetlerin değişmesi olarak algılanmakta ve temel sorunların çözümü ise, öcü gibi gösterilerek ötelenmektedir.

2004 yılından 2015 yılına kadar, şimdiki AKP iktidarı döneminde, ekonomik veriler çok olumlu gelişmeler göstererek, GSMH dağılımında ciddi oranda yükselme olduğunu herkes gördü ve yaşadı.

Türkiye’nin temel sorunlarının çözüm vaadi, bir rahatlama ve ekonomik olarak pozitif gelişmelere yol açarken, sorunların çözümü halinde çok daha ileri seviyelere geleceğini söylemek için kâhin olmaya gerek yoktur.

Ne zaman ki temel sorunların çözümünden vazgeçildiği ve AB sürecinin askıya alındığı, geçmiş klasik siyasete dönüldü, ekonomik verilerin tersine döndüğünü ve bugün yaşanan noktaya geldiğini söyleyebiliriz.

Türkiye gibi, güçlü tarım arazilerine, güçlü insan kaynaklarına sahip ve bulunduğu yer olarak ve toplumsal dokuları ile zengin bir ülke, Kürt sorunu gibi temel sorunlarını çözmeden, mevcut kaynaklarından verimlilik beklemek mümkün değildir.

Yeniden yapılanmaya giderek, demokratik ve çoğulculuğu kabul eden bir anayasa, başta Kürt sorunu olmak üzere, bütün sorunları ile yüzleşerek, ileri demokrasi ve evrensel hukuk ile buluşarak, ekonomik krizlerin olmadığı, tam aksine ekonomide, bölge ve dünyaya açılabilir bir potansiyele sahiptir.

Ülkenin ekonomik sorunlarının kaynağında yer alan, işveren kesimi TÜSİAD, zaman zaman, Kürt sorunu ve diğer sorunlar hakkında raporlar hazırlaması tesadüf değildir, bu raporlar ekonomi ile çok yakından ilgilidir.

Ne yazık ki, işçi sınıfı ve sendikaları, geniş yığınlar şoven duygularla beslendiği için, sorunlar çözülmeden demokrasi ve ekonomik güçlenmenin mümkün olamayacağını artık görmeleri lazım.

Kendilerine demokrasi gücü diyen kesimler, kaç yılda bir iktidar ve hükümet değişimlerinin, genel kesimlere bir fayda sağlamadığını, ekonomik ve demokrasi alanında bir ilerleme kaydetmediğini bilmeleri lazım.

Ekonomik güçlenme, gelişmiş demokrasi, Kürt sorunu gibi temel sorunların çözümü ve çözüm konusuna odaklanarak, verilecek mücadele ancak bizi demokrasi mücadelesine ve demokrasiye götürebilir.

Temel sorunların çözümünü demokratik yollardan hedeflemeden, demokrasi mücadelesi verilmez, verilmiş gibi göstermek ise kitleleri kandırmaktan öte olamaz, bugüne kadar yaşananlar bize bunu göstermiştir.

devam edecek

 

About Post Author