21 C
Diyarbakır
Cumartesi, Eylül 25, 2021

ŞARK İSTİKLAL MAHKEMESİ’NİN İLK İCRAATLARI

Yaklaşık okuma süresi: 4 dakika

Latif EPÖZDEMİR

6 Nisan 1925 tarihinde Diyarbakır’da Şeyh Sait İsyanı sonrasında Şark İstiklal Mahkemesi kuruldu. Şark İstiklal Mahkemesi 1925-1927 tarihleri arasında, iki yıl boyunca Diyarbakır, Elazığ, Urfa ve Malatya’da faaliyet gösterdi kuruluşundan yedi gün sonra Cıbranlı Halit Bey, Yusuf Ziya bey, Halit Bey’in kayınbiraderi Faik bey ve Mela Abdurrahman bey Diyarbakır İstiklal Mahkemesi tarafından idama mahkum edildiler. Karar bir gün sonra uygulandı ve Halit Bey ile Yusuf Ziya bey 17 Nisan 1925’te Bitlis’te idam edildiler. Bu kişilerden ayrı olarak da Dr. Fuad ve Şeyh Eyüp de aynı tarihlerde idama mahkum edilerek kısa sürede infazları gerçekleştirildi.

Şark İstiklal Mahkemelerine hükümetten bile daha geniş yetkiler verilmişti. Hükümette “adam asma” yetkisi olmadığı halde Şark İstiklal Mahkemeleri’nin “astığı astık, kestiği kestik”ti. Bu mahkemelerde “Delile ihtiyaç hissetmeden vicdanen karar verebilmeri” ve  “Kararların sorgulanamadan derhal uygulanabilmesi” yetkisi verilmişti. Şark İstiklal Mahkemeleri’nde, temyiz hakkının bulunmaması, avukat bulundurma hakkının olmayışı ise bir başka ilgi çekici noktadır.

Lakin; “Bu mahkemelerin kurulmasını hazırlayan iki önemli sebep vardır. Birincisi, görünmeyen uzak sebep; ülkenin genel durumu ve Türk Devrimi’nin gerçekleşmesi için, karşı çıkan, muhalif tüm unsurların yok edilmesi zorunluluğu idi. İkincisi, yakın sebep ve İstiklal Mahkemeleri’nin kuruluş gerekçesi olan Şeyh Sait Ayaklanmasıdır.” (Aybars, 2009, s.204)

Görüldüğü gibi önemli bir Kemalist olan Ergun Baybars’ın bile itiraf ettiği gibi 1920 yılında kurulup 1921 yılında kapatılan 8 mahkemenin yerine 1923 yılında 5 yeni mahkeme kurularak Şark Islahat Planına, Takriri Sükuna ve Umum müfettişliklere zemin oluşturacak Şark İstiklal Mahkemeleri kurulmuştur. Bu mahkemelerin etki ve yetkisi 1949 yılına dek sürmüştür.

“İstiklal Mahkemeleri, Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren, hep bir ‘Demokrasinin Kılıcı’ olarak tepemizde sallanıp durdu. 1949 yılına kadar “devrim kanunlarının uygulanması, korunması ve muhaliflerin sindirilmesi”nin en önemli baskı unsuru olarak kullanıldı. Özel bir kanunla kurulmuşlardı. Üyeleri hukukçu değildi. İdam kararları TBMM denetiminin dışındaydı; özetle astığı astık, kestiği kestikti. Bu mahkemelerin içinde en çok meşhurlarından birisi Şark İstiklal Mahkemesi’dir. 10 yaşındaki çocuktan 100 yaşındaki ihtiyara kadar her yaşta ve her cinsten insanı yargıladı. Toplam 86 davaya baktı; 956 dosya kapsamında 798 karar vererek 5025 kişi hakkında hüküm verdi. Yargılamalarda 2663 kişi berat etti, 9 kişiyi sınır dışı ederken 96 kişiye ceza vermeden İsyan Bölgesi’nin dışına çıkardı, 435 kişi hakkında idam kararı verdi, 105 kişinin davasını ölümleri sebebiyle düşürdü. (Tarih Kulübü Yayınları-Mahmut Akyürekli)

Şark İstiklal Mahkemeleri’nin mahkeme başkanları karşılarına getirilen her kişiye ”suçunu inkar filan edeyim deme! Temyizsiz, istinafsız bir mahkeme karşısında bulunuyorsun. Ufak bir yalan söylersen okkanın altına gidersin!” (AİMZ, 1993) önceden telkinde bulunurdu. Bu telkinin bir aldatmaca olduğu, sanıkları kandırmaya ve itirafa yönelik olduğu daha sonraları ortaya çıkmıştır. Mahkeme yargıçları itirafçılığa zorladıkları ve itirafçı oldukları halde daha sonraları kimseye karşı sözünde durmadığı açığa çıkmıştır.

Bu mahkemelerde doğru konuştuğu savlanan kişilerden biri de Şeyh Said efendidir. İdama götürülürken mahkeme yargıcı Ali Saib Bey’e şöyle demiştir: “hani ya doğruyu söylersek kurtulacağımız sözünü vermiştin” Ali Saib Bey’in cevabı ise şöyle olmuştur. “Bu kadar Türk kanının dökülmesine, ocakların sönmesine sebep oldun cezanı çekeceksin.”

Kurulduğu 6 Nisan 1925  yılından 23 Şubat 1926 yılına dek 263 günde Şark İstiklal Mahkemeleri’nde 3500 kişi yargılanmış,1368 kişi beraat edilmiş, 678 kişi çeşitli cezalar almıştır. Bu süre içinde 156 kişiye idam cezası verilmiş ve bu cezalar infaz edilmiştir. 56 kişiye gıyabında idam cezası verilmiştir. (bknz.İstiklal Mahkemeleri, Prf.Dr. Ergun Aybars say.225)

AHMET SÜREYYA ÖRGEEVREN KİMDİR

Türk siyasetçi ve hukukçusu Ahmet Süreyya Örgeevren 1888 Balıkesir’in (Karesi) Sındırgı ilçesinde doğdu.
Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Serbest avukatlık ile II. Dönem Karesi (Balıkesir), V., VII. ve VIII. Dönem Balıkesir, IV. Dönem Aksaray, VI. Dönem Bitlis milletvekilliği yapmıştır.

Diyarbakır Şark İstiklal Mahkemesinin ilk savcısıdır. Şeyh Said yargılamalarının yapılması için “iddianame” hazırlamıştır. Bu süreçte gayri resmi olarak Şeyh Sait ile birkaç kez görüştüğünü itiraf etmektedir. Anılarında elinde olsa Şeyh Saidi idam etmeyeceğini, sağ kalıp ömür boyu hapiste iken cumhuriyet kanunlarını Şeyh Said’in görmesini istediğini aktarmıştır. Şark İstiklal Mahkemesi savcılığı sıfatı ile Şeyh Said ve 47 arkadaşının toplu idamına karar vermiş ve infaza gözcülük yapmıştır. Ahmet Süreyya Örgeevren o günlere ilişkin anılarını “Şeyh Sait İsyanı ve Şark İstiklal Mahkemesi Vesikalar, Olaylar, Hatıralar” adlı kitapta toplamıştır.

Ahmet Süreyya Örgeevren Mustafa Kemal’in prenslerinden biridir. Öyle ki; Aşık tarzı şiirler yazan Süreyya Örgeevren, soyadı kanunundan önce Atatürk tarafından verilen Örgeevren adını mahlas olarak kullanmıştır.

Ahmet Süreyya Örgeevren, 1926 da Şeyh Said olayından sonra Diyarbakır İstiklal Mahkemesi’nin baş savcısı olarak görev yaparken kararlarının çoğunu hukuk dışı yollardan vermiş daha çok siyasi iradenin istemleri doğrultusunda kararlar vermiştir. Diyarbakır İstiklal Mahkemesi verdiği seri idam kararlarıyla ünlüdür.

TÜRKÇE BİLMEYENİN, VATANA, MİLLETTE FAYDASI OLMAZ, İDAMINA KARAR VERİLMİŞTİR.

Mahkeme Başkanı Mazhar Müfit’in idam kararı verdiği ve Başsavcı Ahmet Süreyya Örgeevren’in de  idamına seyirci kaldığı kişilerden biri de Memo’dur. Memo Türkçe bilmemektedir. Sokağa çıkma yasağından ötürü gözaltına alınmıştır. Duruşma esnasında hakimin kimlik sorgusu da dahil hiçbir sorusuna yanıt verememektedir. Hakim heyete dönüp “inançtı bir isyan lideri, öyle ki cevap bile vermiyor” diyerek hiddetlenince, mahkeme mübaşiri mahkeme başkanının kulağına eğilerek” efendim durum sandığının gibi değil, bu bir çoban, Türkçe bilmediği için sizin dediklerinizi anlamıyor bu nedenle size cevap vermiyor” demesi üzerine hakim: “bu daha da önemli bir sebep, Türkçe bilmeyenin vatana ve Millete bir hayrı olmaz, idamına karar verilmiştir” der ve bu karar sonucu henüz 16 yaşında olan çoban Memo idam edilir.

Diyarbakır Şark İstiklal Mahkemesi Başsavcısı Ahmet Süreyya Örgeevren yıllar sonra yazdığı anılarında bu olaydan söz ederek itiraflarda bulunmuştur. “Bir gün mahkemeye karayağız, yiğit bir Kürt genci getirdiler. Hakimler sorguya çekti. Türkçe bilmediği anlaşılınca, hakimler danıştılar ve delikanlının idamına karar verdiler…”

Mahkemenin idam gerekçesi dehşet vericidir: “Türkçe bilmeyen bir kimseden bu memlekete hayır gelmeyeceğinden idamına…” “Hemen o gece çocuğu götürüp astılar.”

Başsavcı, Ahmet Süreyya Örgeevren devamla bu olayın etkisinden kurtulamadığını anlatıyor: “Dağkapı’da Yalova adlı küçük bir otel vardı. Orada kalıyordum. Uyur uyumaz, o Türkçe bilmeyen çocuk rüyama girerek boğazıma sarıldı ve Türkçe, niye beni bıraktın beni idam ettirdin? diye tehdit etti. Sabaha kadar bu hal iki-üç kere tekrarladı. Deliye dönmüştüm…”

Başsavcı Ahmet Süreyya Örgeevren dünya gazetesindeki röportajında daha sonra şu ifadelere yer vermektedir: “Sabahleyin, mahkemeye gittim ve hakim arkadaşlara dedim ki, ‘Birader, Türkçe bilmeyenleri asarsak tüm-Diyarbakırlıları, hatta tüm doğuluları asmamız lazım. Biz buraya suçluları cezalandırmaya geldik.’  Rüyada başıma gelenleri onlara anlattım. Mazhar Müfit (mahkeme başkanı) ve öteki hâkimler: ‘sen karışma, bu bizim işimizdir’ dediler. Ben de savcılığımı ileri sürdüm, aramızdaki münakaşa ağız kavgasına kadar ilerledi. Ben ve onlar şifre ile durumu Ankara’ya bildirdik. Bir hafta sonra şu telgrafı aldım:

‘Ahmet Süreyya Bey, Diyarbakır İstiklal Mahkemesi Başsavcısı:
Gayemiz, Kürtlerin ve Kürtçülüğün kafasının ebediyen ezilmesidir. Hakim arkadaşlarınla anlaş. Gözlerinden öperim.’
İmza: Başvekil-İsmet İnönü (Alıntı Medresetüz-Zehra)

Şark İstiklal Mahkemeleri’nin hükümetleri ve Meclisi aşan yetkilere sahip olması gücünü Mustafa Kemali’in şahsından almaktaydı. Mustafa Kemal 16 Ocak 1923 yılında İzmit’te bir konferansta şöyle demişti: “İnkılabın kanunu mevcut kanunların üstündedir.”

Ahmet Süreyya Örgeevren, “Hukukun çok kolay çiğnendiği bir örnek olarak asker kökenli Lütfi Müfit ile hukukçu Ahmet Süreyya Örgeevren arasında çıkan anlaşmazlığı daha sonraki anılarında dile getirmiştir. Başsavcının verdiği şu örnek dikkat çekicidir.
“Yetkilerinin İstiklal Mehakimi Kanunu ile sınırlı olduğunu, bu yetkinin dışına çıkılamayacağını…”belirttiğini söyleyen başsavcıya askeri hakim Lütfi Müfit, “Bizim belli bir amacımız vardır. Ona varmak için ara sıra kanunun üzerine de çıkarız” karşılığını vermiştir.

Görüldüğü gibi Şark İstiklal Mahkemeleri birer engizisyon mahkemesi, kolonyalist mahkemeler olarak görev yapmışlardır. Kimi Türkçüler bu mahkemelere “devrim mahkemeleri” adı vermiş ve bu mahkemelerin “feodaliteyi” ciddi bir biçimde gerilettiğini savlamışlardır. Ne var ki bu mahkemeler Kürd mevcudiyetini tehdit olarak algılamış kişiler tarafından idare edilmiş ırkçı mahkemeler olduğu gizlenemeyecek derecede açıktır.

İlgili İçerikler

İletişimde Kalın

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
0TakipçilerTakip Et
0AbonelerAbone

Son Eklenenler