18 C
Diyarbakır
Pazar, Eylül 26, 2021

YAKIN DOĞU, ORTADOĞU VE KÜRDİSTAN’DA ABD, AVRUPA VE RUSYA POLİTİKALARI-2

Yaklaşık okuma süresi: 8 dakikaDoç. Dr. Ekrem ÖNEN
Sovyetler 1940 yılına kadar Kuzey Kürdistan’da olaylar olunca, doğrudan ya da dolaylı olarak Kürdlerle ilişki içindeydiler. 1930’lu yılların sonlarında ve 1940’lı yılların başında Nazi Almanyası’nın o zamanki Tahran Hükümeti üzerindeki nüfuzu artınca Sovyet Kızıl Ordusu ve İngiliz Ordusu İran topraklarına girdiler. Sovyetler bu müdahaleyle birlikte Çarlık Rusyası’ndan beri İran’daki Kürdlerle olan ilişkisini tazeledi.
1931 yılında Rusya ile Türkiye arasında saldırmazlık ve tarafsızlık anlaşması yapıldı. 1945 yılında Stalin, bu ittifakın hukuki olmadığını ve anlaşmanın Sovyetler’in zayıf döneminde yapıldığını ileri sürerek bu anlaşmayı geçersiz ilan etti. Stalin bunun ardından Postdam Konferansı’nda ”Türkiyenin antlaşmalar çerçevesinde oluşan Gürcistan ve Ermenistan topraklarını geri vermesini açık bir şekilde talep etti.
Ona göre Türkiye ile Sovyetler arasındaki sınırın 1914 yılında olduğu haline dönülecek şekilde yeniden düzenlenmesi gerekiyordu. Stalin’in amacı Sykes-Picot anlaşması ile 1916’da Çarlık Rusyası’na peşkeş çekilen Kuzey Kürdistan’ı şimdi Sovyet topraklarına katmak idi. Bilindiği gibi Rus ordusu 1. Dünya Savaşı’nda Kuzey Kürdistan’ın içlerine kadar ilerlemişti.
Şimdi baktığımız zaman, Rusya Suriye’ye gelirken aynı zamanda Rusya Türkiye ve Ermenistan sınırında Ermenistan’da ODKB işbirliği çerçevesinde askeri tatbikatlara başladı. Rusya hem Akdeniz’de hem de Kuzey Kürdistan Ermenistan sınırlarında Türkiye’ye ‘komşu oldu.’ Bu stratejik açıdan Türkiye için tehdit içeren bir sinyaldi. Bundan dolayı Türkiye tekrar (arada bir gösterdiği ikircikli tavırları bırakıp) NATO ile yakınlaşmaya başladı.
1946 yılında Sovyetler öncülüğünde Kürdistan Mahabad Cumhuriyeti kuruldu. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Kızıl Ordu İran’dan çekilince İran Kürdlere saldırmaya başladı. Kürdler bu savaşı kaybedince Mahabad Kürd Cumhuriyeti ortadan kaldırıldı. Mahabad Kürd Cumhuriyeti başkanı Qazi Muhammed ve arkadaşları asıldılar. Mustafa Barzani ve Peşmergeleri bu olaydan sonra Sovyet Rusya topraklarına çekildiler.
Barzani ve arkadaşları yaklaşık 12 yıl Sovyet Rusya’da kaldı. 40’lı ve 50’li yıllarda hüküm süren Soğuk Savaş koşullarında Sovyetler’in amacı, Kürd hareketini kendi çıkarları doğrultusunda Batılı ülkelere karşı kullanmaktı. Sovyetler’in bir Kürd cumhuriyeti kurma fikri, İngiltere ve ABD’nin Ortadoğu’daki nüfuzunu azaltmayı hedefliyordu.
Sovyet arşivlerindeki belgelere göre Sovyetler Politbürosu 1950’li yılların sonunda Suslov aracılığıyla Barzani’ye Kürdlerin otonomi hakkını tanıyacaklarına dair söz vermiştir. 1958 yılında İngilizlere yakın olarak bilinen Nuri Said hükümeti devrilmişti. Bunun üzerine hemen Irak’a dönen Barzani, Sovyetler aracılığıyla Kasım’la görüştü. Kasım Irak cumhurbaşkanı olmuştu. Onun kurduğu hükümetin istikrarlı olması Sovyetler için önem arz ediyordu.
Daha sonra Kürdlerle Bağdat’ın ilişkileri bozuldu ve iki taraf arasında savaş başladı. 1966’ya gelindiğinde Sovyetler aracılığıyla Kürdler ve yeni cumhurbaşkanı Arif arasında görüşmeler başladı. Sovyetler’in bölgedeki çıkarları Irak’ta istikrar olmasını gerektiriyordu. Bu nedenle Kürdleri ve Bağdat’ı anlaşmaya zorluyordu. Sovyetler’in aracılığıyla 11 Mart 1970 tarihinde Irak anayasasında Kürdler için otonomi hakkı açık bir şekilde beyan edildi.
Denilebilir ki, 1950’lerin sonuna kadar Sovyetler’in Yakındoğu’da tek müttefiki Kürdlerdi. Sovyetler Irak’taki İngilizlere yakın olan Nuri Said hükümetini Kürdlerin yardımıyla devirdi. Nuri Said hükümetinin devrilmesiyle birlikte Sovyetler Yakındoğu’da Suriye ve Mısır gibi ülkelerle de ittifak kurdu. Bu gelişmeler Sovyetler’e bölgede belirgin bir siyasi nüfuz sağlamıştı. Bu nedenle artık Kürdlere ihtiyacı kalmamıştı. 1970’ten 1990 yılına kadar Kürdler ile olan ilişki açık bir şekilde kesildi, Kürdler görmezlikten gelindi.
Saddam Hüseyin’in 2003’te devrilmesinden sonra Kürdler yeniden Rusya’nın gündemine geldi. Rusya’nın Sesi radyosunun Kürdçe bölümü Kurmanci ve Zazaca lehçeleriyle açıldı (2008). Rusya dünyanın güçlü devletleri arasında Erbil’de ilk konsolosluk açan ülkelerden biri oldu.
Avrupa Birliği ve Kürdler
Avrupa Birliği (AB), dünyanın en önemli ekonomik güçlerinden biri olduğu için uluslararası politikada da küresel bir rol oynamak istiyor. Ancak etkin bir askeri gücü olmadığı için bu rolü oynayamıyor. AB ülkeleri dış politika konularında ortak tavır almakta da ciddi zorluklar çekiyor. Kürd sorununa yaklaşımlarının politik olmaktan daha çok insan hakları bağlamında olduğu da söylenebilir.
AB Kürd sorununu ulusal ve politik bir sorun olarak görmemektedir. Bu nedenle Kürd sorununu Kürdistan’ı parçalayan ülkelerle olan ekonomik ilişkilerinde kazanç sağlamak için bir kart olarak kullanmaktadır. Mülteciler sorununu da buna ekleyebiliriz.
2. Dünya Savaşı öncesi uluslararası egemen güç olan İngiltere, Fransa, Almanya gibi AB ülkeleri, özellikle de Fransa ve İngiltere, Kürdistan’ın parçalanmasının mimarlarıdır.
Bu devletler, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyet Rusya ile ABD çekişmesinin arasında kaldılar. Bir yandan Sovyet Rusya’yla ilişkileri iyi tutmaya çalışırken öte yandan fazlasıyla ABD’nin etkisi altına girdiler. Son dönemlerde uluslararası politikada yeniden başrol oynama çabaları görülmektedir.
ABD başlangıçta açık bir şekilde Avrupa Birliği’nin oluşmasına karşıydı. Rusya ise böyle bir birliğe stratejik olarak daha olumlu bakıyordu. Çünkü Avrupa böylece ABD’nin karşısında ayrı bir güç faktörü olacak ve ABD’nin uluslararası dengelerdeki etkinliği azalacaktı. ABD hâlâ belirgin bir şekilde AB’nin varlığından pek hoşnut değil. Bu nedenle Rusya’nın zorlaması halinde AB dağılabilir.
AB’nin birleşik bir askeri gücü olmadığı için uluslararası dengelerde ve özellikle de Ortadoğu’da tayin edici bir taraf olamamaktadır.
AB ülkeleri arasında bölgede önemli bir rol oynamak isteyen iki ülke vardır: İngiltere ve Fransa. İngiltere burada ABD ile işbirliği halinde hareket etmektedir. Fransa daha bağımsız davranmakta, ancak ABD ve Rusya ile aşık atma gücüne sahip değildir.
Bilindiği gibi Fransa’nın geçmişte Suriye’de önemli bir rolü vardı. Osmanlı’nın parçalanmasından sonra Suriye koloni olarak Fransa’nın yönetimine verildi. Fransa, Suriye’yi etnik ve dini farklılıklara göre 1920 yılında 4 otonom parçaya böldü: Büyük Lübnan, Alevi Devleti, Şam Devleti ve Halep Devleti. 1921 yılında Dürzü Devleti, Cebel-i Dürzi ve İskenderiye Sancağını kurdu 1925’de bunların hepsi kaldırılarak önce Şam ve Halep devletleri Suriye Federasyonu adı altında birleştirildi.
Sonra da bu federasyonun adı Suriye olarak değiştirildi. Bir yıl sonra da Lübnan’da Hıristiyan çoğunluğa dayalı ve Fransa’ya bağlı bir Cumhuriyeti kuruldu. 1936 yılında Alevi ve Dürzü devletleri de Suriye’ye bağlandı. O dönemde Fransa’nın Levanten (Troupes du Levant) ordusunda Alevi, Dürzü, Çerkez ve Kürd azınlıklarından oluşan bir birlik kuruldu.
Suriye 1946 yılında bağımsızlığına kavuştu. Kısa bir süre sonra da birçok askeri darbe birbirini izledi. Darbelerle birlikte ordunun en üst kademelerini Aleviler oluşturdu. Bu durum hâlâ devam etmektedir.
Kürdler ve Yeni Durum
Kürdlerin Rusya ile olan ilişkisi, ABD ile olan ilişkisinden hem daha eskidir hem de daha zengin bir tecrübeye dayanmaktadır. Rusya’nın 300 yıl boyunca İmparatorluk olması ve Sovyet Rusya döneminde Rusya’nın dünyanın iki askeri ve politik kutbundan biri olması bunun başlıca nedenidir. ABD’nin uluslararası gücü 2. Dünya Savaşı’ndan sonra arttı. Kürdlerin Rusya ve sonra da Sovyetler’le olan ilişkisi, yaklaşık 150 yıldır sürmekte. ABD’yle ilişkiler ise 1960’lı yılların sonu ve 70’lerin başlangıcında başlamıştır. Fakat bu görece yeni olan ilişki, son 20 yılda ABD’ye Kürdler hakkında çok tecrübe kazandırmıştır.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra NATO ve Varşova Paktı’nın kurulmasıyla dünya, Rusya-ABD ekseninde ikiye bölünmüştür. İki tarafın egemenlik alanları belliydi ve kimse kimsenin sınırına müdahale edemiyordu. Fakat taraflar bazı bölgelerde rekabet içindeydiler. Ortadoğu, Yakındoğu, Latin Amerika bu rekabet bölgelerinin en önemlileriydi. Bu rekabet Sovyetler’in 1991’de dağılmasına kadar devam etti.
Sovyetler’in ardılı olan Rusya güçsüzleşti ve uluslararası arenada tek süper güç olarak kalan ABD, Ortadoğu ile Yakındoğu’ya yeni bir düzen getirmek istedi. Ancak ABD’nin bu yeniden dizayn etme projesi, bölgedeki yerleşik güçlerin çıkarlarına uygun değildi.
ABD bu girişimini başlangıçta Renkli Devrimler adı altında uygulamaya soktu. Fakat, işin ”rengi değişince” bu kez askeri güce başvurdu. Ne var ki, 20 yıl sonra yeniden bir süper güç olarak sahneye çıkan Rusya, şimdi ABD’nin bölgede istediği gibi at koşturmasına izin vermiyor. Rusya şimdi ”yeni düzenin kurulması benden de sorulur” diyor.
Uluslararası güçler Ortadoğu ve Yakındoğu’ya özellikle Kürdistan’a “Makroregion” konteksinde bakmaktadırlar. Kürdistan’ın büyük bir coğrafyada parçalı olmasını ve nüfusu en büyük ”transnationale” -uluslararası- bir ulus olmasını bir sorun olarak gündemlerinde tutuyorlar. Kürdistan’ın bu parçalı durumu uluslararası güçlerin ve bölgede çıkarları olan ülkelerin işine geliyor.
Bu ülkeler Kürd sorununa her zamanki gibi jeoekonomik, jeostratejik ve askeri çerçeveden bakıyorlar ve Kürdistan’ı parçalayan ve Kürdistan’a yakın olan ülkeleri Kürd sorunu aracılığıyla hizaya getiriyorlar.
Şüphesiz ki, büyük ülkeler Kürd sorununa kendi çıkarları doğrultusundan bakıyorlar, ama bu yeni dönem, Kürdler açısından amaçlarına ulaşmak için elverişli koşullar yaratmıştır.
Özellikle ABD’nin son 20 yılda tek uluslararası süper güç olması ve dünyaya hükmetmesi Kürdlerle olan ilişkilerini derinleştirip iyileştirmiştir. Kürdlerin onlara olduğu kadar, onların da Kürdler’e muhtaç olduğu belirgin bir biçimde ortaya çıkmıştır. Kürdlere aslında amaçlarına ulaşmak için bu altın fırsatı bıraktılar.
Şimdi dünyada ve bölgede yeni bir düzen oluşmuş durumda. Dünya artık tek kutuplu değil. Rusya yeniden uluslararası bir süper güç konumuna geldi. ABD artık Rusya’yı da hesaba katmadan Ortadoğu ve Yakındoğu’da kendi başına hareket edememektedir. Bu da Kürdistan Ulusal Kurtuluş Hareketi için yeni bir durumdur.
Eğer dikkatli bakılırsa bu yeni durumun Kürdistan için çok olumlu olduğu görülecektir. İki süper güç de Kürdistan sorununa pozitif bir şekilde yaklaşmaktadır. Her ne kadar Suriye, Irak, Türkiye ve İran politikalarında çelişkiler olsa da Kürd sorununda ciddi bir çelişkileri yoktur. Bu yeni durum Kürdler için ustalıkla değerlendirilmesi gereken tarihi bir fırsattır.
Şüphesiz şimdiki durum Kürdler için geçmiş 20 yıla oranla daha karmaşıktır. Çünkü bu dönemde ABD bölgede tek egemen güçtü ve Kürd Hareketi’yle yakınlaşmıştı. Kürdistan’ı parçalayan Türkiye ve İran gibi ülkelerle ilişkileri pek iyi değildi. Ancak şimdi İran’la yapılan uluslararası atom anlaşmasından sonra İran’ın Avrupa ve ABD ile ekonomik ve siyasi ilişkileri canlanmaya başladı.
Türkiye’nin İncirlik Hava Üssü’nü ABD’ye açması ve IŞİD’e karşı uluslararası koalisyona katılmasıyla ABD ve Türkiye’nin arası da yeniden düzelmeye başladı.
Ayrıca Rusya’nın tekrar bölgeye gelmesiyle Türkiye’nin ABD’yle işbirliği daha da arttı. Açıktır ki, bu durum Kürdler’in çıkarlarına uygun düşmüyor. Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığı sorunu daha da karmaşıklaştırıyor.
Ancak şimdi var olan bu geçeklik çerçevesinde bile Kürdler kazanabilir. Çünkü bu dönemde hem dünyada hem de Ortadoğu ve Yakındoğu’da siyaset çabuk değişim göstermektedir. Dün dost olanlar bugün birden bire düşman olabiliyorlar. Son zamanlarda Kürdlerin arasında yayılan sözde ‘taraf tutma’ lar yanlış eğilimlerdir ve böyle bir tavır almak için çok erkendir. Kürdlerin pragmatik bir siyaset uygulayıp açık bir şekilde taraf tutması gerekmiyor.
Yapılacak olan şey, her iki tarafla da iyi ilişkiler geliştirmektir. Ne Rusya’nın ne de ABD’nin Kürdleri taraf tutmaya zorlaması söz konusu değildir. İki taraf da böyle bir zorlamanın kendi çıkarlarına uygun olmayacağının farkındalar. Böyle bir durumda Kürdleri tamamen kaybedeceklerini görmektedirler. Kürdler bu dengeyi iyi değerlendirmeli ve bu nedenle taraf tutmaktan kaçınmalıdırlar.
Her iki taraf da zaten en az Kürdler kadar Kürdlerin ne istediğini biliyorlar. Rusya’nın bölgeye gelmesi hakkında Mesud Barzani’nin “Biz IŞİD’e karşı uluslararası koalisyonun içinde yer alıyoruz. Fakat Rusya’nın da IŞİD’e karşı savaşmasından memnuniyet duyarız” demesi olumlu bir söylemdir. Mesud Barzani bu yeni durumda ne bir tarafı tutmak ne de bir tarafın karşısında olmak istiyor. Bu realist, yararcı ve ulusal bir siyasettir. Bu yeni durumda Kürdlere tarihi fırsatlar doğuyor.
Kürdistan sorununu çözmek için 3 alternatif
1-Güney Kürdistan’ın bağımsızlığı
2-Güney ve Batı Kürdistan’ın bağımsızlığı (birbirine bağlanması)
3-Büyük birleşik (4 parça) Kürdistan’ın bağımsızlığı (Kuzey Kürdistan’ın bazı bölgeleri olmaksızın. Örneğin Antep, Sivas, Adıyaman vb.)
Kürdistan Ulusal Kurtuluş Hareketi kendini bu değişimlere hazırlamalıdır. Kürd Haraketi uluslararası siyaseti izlemek ve ulusal bir politika geliştirip uygulamak için bir koordinasyon ve danışma merkezi oluşturmalıdır. Özellikle ABD ve Rusya’nın politikaları çok yakından izlenmelidir.
Kürdistan sorunun çözümünde Güney Kürdistan, hem tek parçada hem de birleşik Kürdistan sorununun çözümünde motor rolü oynayabilir. Bunun uluslararası güçler tarafından makul görüldüğünün işaretleri vardır.
Bu son birkaç yılda Kürdistan’da gerçekleşen olaylar her ne kadar Kürdistan’a büyük tahribatlar vermiş olsa da çok olumlu bir sonuç da yaratmıştır: Kürdlerin bilinçaltında Kürdistan’ı parçalayan düşmanlarla ayrılma fikri güçlenmiş ve bu düşmanlara hiçbir şekilde inanmamaları fikri yerleşmiştir. En küçük fırsatta onlardan kopma isteği pekişmiştir.
Her ne kadar Kürdlere düşmanlarını hoş göstermeye çalışanlar olsa da (Stockholm Sendromu) artık bunun hiç yararı yoktur. Kobanê ve Şengal’deki katliamlardan sonra Siyasi İslam’ın maskesi de yere düşürüldü. Siyasi İslam’ın oynadığı Truva Atı rolü Kürdler için gözbağı olmaktan çıktı.
Bugün Kürdler için en büyük tehlike, dört parçada Kürdler adına oluşturulmuş olan örgütlerden geliyor. Bu örgütler “Halkların Kardeşliği, Demokratik Cumhuriyet” sloganlarıyla Kürdleri oyalamakta ve Kürdler için hiçbir statü istememektedirler. Bu sloganlar, Kürdlerin bilinçaltına asimilasyon ve entegrasyonu kabullenme teslimiyetini yerleştirmektedir.
Ortadoğu ve Yakındoğu’da bugün gerçekleşen olaylar, açıkça bölgenin tekrar parçalanacağı sinyallerini vermektedir. Ama bu parçalanma Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’ndaki gibi jeopolitik bir parçalanma olmayacak. Bu parçalanma ulusal ve mezhepsel ”ethnoconfessional” bölünme biçiminde olacak. Bölgenin bu temelde yeniden yapılandırılması halinde bu stratejinin en büyük favorisinin Kürdistan olduğu görülmektedir. Son 20 yılın ardından gelinen bu aşamada bölgede “mezhepler ve halklar arası” düşmanlık net bir şekilde baş göstermiş ve bunların bir arada sağlıklı bir şekilde yaşayamayacağı ortak bir görüş haline gelmiştir.
Rusya ve ABD görünürde bölgedeki ülkelerin formel birliğini resmi dille savunurken, gerçekte bölge ülkelerinin parçalanmasını ve paylaşılmasını öngören bir siyaset yürütmektedirler. Eğer bu büyük devletler bölgenin paylaşımını birlikte ve bu temel üzerinde inşa ediyorlarsa, Kürdler adına hareket ettiğini ileri sürüp aslında Kürdlerin devletleşmesini engellemeye çalışan örgütler, ileride çok rahat bir şekilde Rusya ve ABD ile de savaşabilirler.
ABD ya da Rusya, Kürdistan’ın bir parçasının ya da Büyük Kürdistan’ın kurulmasını isterse, bu güçlerle karşı karşıya gelebilir. Böyle bir durumda bu örgütler, ya savaşmadan kurulacak bir Kürd devletini kabul edecek ya da bu ülkeler ikinci bir yol izleyerek Kosova, Asetya ya da Abaza devletleri örneği ortadadır.
ABD ve Rusya gibi ülkeler stratejilerini küçük gruplar için değiştirmezler. Rusya bölgeye girerek AB ve bazı bölge ülkelerini, örneğin Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ı Suriye sorunundan uzaklaştırdı. Bir yandan ABD Türkiye ve Suudi Arabistan’ı Suriye sürecine sokmak isterken, öte yandan Rusya da AB’yi, Mısır, İran ve Ürdün gibi ülkeleri bu sürece sokmaya çalışmaktadır.
Bölgedeki gelişmeler böyle devam ederse, Kürdlerin bölgede ŞANGAY, BRISK, Avrasya Birliği Ülkeleri ve ODKB’ye üye ülkelerin de dahil olabileceğini bilmesi gerekir. Eğer yarın Çin’in uçakları, Rusya’nın Suriye’deki Tartus üssüne inerse kimse şaşmasın. Sürpriz olmaz!
Kürdistan Ulusal Kurtuluş Hareketi, bu tarihi ve siyasi çalkantılı dönemde gözünü açmalı ve ulusal bir politika yaratmalıdır. Politika imkânlar sanatıdır. Politikada daimi dost ya da düşman yoktur, daimi çıkarlar vardır. Kürdler de pragmatik bir politika izlemeli ve kararlı bir biçimde kendi ulusal çıkarlarını savunmalıdır.
***Konuk Yazarlar bölümünde ifade edilen görüşler hakpar.org.tr’nin politikalarından bağımsız, yazarın kendisini bağlamaktadır***

İlgili İçerikler

İletişimde Kalın

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
0TakipçilerTakip Et
0AbonelerAbone

Son Eklenenler