32 C
Diyarbakır
Pazartesi, Eylül 20, 2021

DİNDAŞLIK KÜRD HUKUKUNU ÇİĞNEMEYE ENGEL TEŞKİL ETMİYOR

Yaklaşık okuma süresi: 5 dakikaLatif EPÖZDEMİR*

Yıllardır “din kardeşiyiz” palavraları ile Kürdleri engellemeye çalışan Kürd Karşıtı nizamın etnik İslamiyet anlayışı artık para etmiyor. Etnik İslamcıların Kürdlere reva gördüğü hukuksuzluk ve statüsüzlük karşısında, onların İslam dışı politikalarını teşhir etmek her Müslümanım diyen kişinin görevi olmalıdır.

Türkiye, İran, Irak ve Suriye gibi sözüm ona “İslam” ülkelerinin; İslamiyete sonsuz hizmetleri dokunmuş ve hala İslamiyeti etnik temelden uzak, gerçek bir biçimde özümleyen Kürdlere karşı sürdürdükleri ırkçı, sömürgeci ve hiçbir din ve inanışta yeri olmayan hoşgörü ve merhametten uzak tutumları artık kendi halklarından temiz vicdanlı bir takım kesimleri tatmin ve ikna etmeye yeterli gelmiyor.

Bilindiği gibi Kürdler İslamiyetten önce, Zerdüşt ve Êzdi inancını benimsemiş, İslamiyetin başlangıcı ile de çoğunluk olarak İslam inancına dönmüştür.
Kuranda Allahın insanları farklı kavimler ve milliyetler biçiminde yarattığı ifade edilmektedir. Kürdler de bu farklı milliyetlerden, bu farklı uygarlıklardan biridir ve kendine has milli karakter özellikler taşımaktadır.

Buradan bakıldığında Kürdler kimsenin boyundan ve soyundan değil; kendi soylarından gelmektedirler. Keza Kuran ayet ve hadisleri, zulmü, baskıyı ve eşitsizliği, bencillik ve şovenizmi, ırkçılık, üstünlük, hoşgörüsüzlük ve kibirlilik durumlarını tasvip etmemektedir. Buna karşın sözde dört “İslam” ülkesi Kürdlerin kolektif haklarını gasp etmiş ve bugüne dek Kürdleri engellemek için akla hayale gelmeyecek baskı ve katliamlar uygulamıştır. Bu ülkeler İslamiyet’i kendi kimliklerinin ve etnik yapılarının hizmetine koşmuştur. Araplar önce Arap sonra Müslüman gibi davranmaktadır. Farslar ve Türkler de öyle. Bu ülkeler kendi aralarındaki sonsuz uzlaşmalara rağmen Kürd karşıtı bir nizam içinde ortak hareket etmektedirler.

Irak, Kuran’daki Enfal suresini ileri sürerek Halebçe’de bir soykırım uyguladı. Dersim ve Zilan deresinde Kürdlere büyük katliamlar yapıldı ama hiçbir İslam ülkesinin sesi çıkmadı, Kürdlere bunca zulmü reva görenler ise sözüm ona “İslam” ülkeleriydi.

Keza Kürd Federe Bölgesi Parlementosu her yıl açılışını Kuran tilaveti ile yapmakta, bölgesel yöneticiler hitabetlerine Allah’ın adını anarak başlamakta oldukları halde bugün “Müslüman” Kürd karşıtı nizam bölgesel özerk yönetimin statüsünü yok etmek için akla hayale sığmaz entrikalar düzenlemektedir.

Bugün dünyada 52 İslam ülkesi var. Bunların 17si Araplardan oluşuyor. Bu ülkeler kendi aralarında birçok ekonomik ve sosyal işbirlikleri ve dayanışma organları kurmuş ve yürütmektedirler. Kürdler Müslüman bir millet olduğu ve İslamiyet’e çok büyük hizmetler verdiği halde İslam Ülkeleri İşbirliği teşkilatlarına alınmamaktadır.

Hemen tüm kutsal ve dinsel kaynaklı kitaplar İslam dininin Mezopotamya’da, hatta yukarı Mezopotamya’da (Kürd ülkesi) ortaya çıkıp gelişip yayıldığını ileri sürmektedir. Hazreti İbrahim’in 11 bin yıl önce ibadet ettiği mabet Urfa Göbekli Tepe’de ortaya çıkarıldı.

Kürdler Araplar ve diğer “İslam” kavimleri gibi kılıç zoru ile değil ama inanarak, bilerek ve özümleyerek İslamiyet’i tercih etti.

Kürdlerin medarı iftiharı Selehadinê Eyûbî, İslamiyet’in yayılması için büyük hizmetler gerçekleştirdi. Araplar ve Türkler Selahaddin’in kimliğini gizleyerek onu kendilerinden ilan etmektedir. Dahası İsrail saldırılarına maruz kalan Filistinliler bugün dahi Selahaddin’den aman dilemektedirler. Filistin göstericileri Mescid-i Aksa önünde “Selahaddin neredesin, gel bizi kurtar? diye sloganlar atmaktadır.

Oysa ki Selahaddin yüzyıllar önce öldü. Onun torunları Kürdler ise Filistin’e yardıma gidecek durumda değil. Çünkü Arap milliyetçileri Kürdlere etmediğini bırakmadı.

İslam olduğu iddiasında olan kimi devletler, Selahaddin’in torunlarının yaşadığı ülkeyi baskı altında tutmaya devam ediyor. Bölüp onları zincire vurdu. Diğer Müslümanlar ise bu duruma seyirci kaldılar.

Enfal sırasında Filistin gerillaları Saddam’ın işkencehanelerinde Kürdlere gönüllü olarak celladlık yapmıştı. Şimdiki devlet başkanı Abbas da Kürd karşıtı nizamın gönüllü neferidir. Araplar Kürdleri katlettiğinde kimse tepki göstermemiş. Çünkü hakim zihniyet şu: ”Kürdler ölse de kurtulsak”tı.

Kuşkusuz ki, İsrail’in saldırıları kabul edilemez. Abasın Kürdler için söyledikleri de öyle. Yıllarca Ortadoğu barışı Filistin bağımsızlık sorununa indirgendi. Kocaman bir yalandı bu, bizde kandık. Gelinen noktada açıkça görüldü ki, Kürdler özgür olmadan Ortadoğu’da barış olmaz. Barış isteyenler önce Kürdlerle barışmalı.

Kürdler tarihsel süreçler içinde İslamiyet’e ciddi hizmetler sunan evlatlar yetiştirdi. Örneğin, Bediuzeman Saidê Kurdî, İslamiyet’in hayat bulması ve anlaşılması yolunda önemli çalışmalar yaptı.

Kürdler İslamiyet’e bir mezhep ve birkaç tarikat armağan ettiler. İmam Şafî ile Şafî mezhebini kabullendiler. Mevlana Halît ile Nakşibendi ve Şeyh Abdulkadir ile Kadiri tarikatını oluşturdu, Saidê Kurdî ile de Nur cemaatini ve daha sonra da Menzil ocağını kurdular. Bu tarikat ve cemaatler bugün bile Kürd karşıtı nizama mensup Müslüman milletlerin manevi yaşamını süslemeye devam etmektedir.

Kürd bilgin, alim ve siyaset ve devlet adamlarının çoğunun ünvanları dini ünvanlardır. Nakşibend Şeyhî, Şeyh Abdulkadır, Mevlana Halit, Mevlana İdris, Melayê Ciziri, Şeyh Taha, Şeyh Ahmedê Xani, Feqiyê Teyra, Melayê Bateyî, Seyid Abdülkadir, Şeyh Şeyda, Kadi Muhammed, Şeyh Said, Şeyh Mehmudê Berzencî, Besiuzeman Saidê Norsî, Seyid Riza, Mela Mıstefa, Şeyh Abdulselam ve daha nice Kürd düşünür ve siyasetçi hep İslami ünvanlarla anılmaktadır.

Kürdler tarihte İslamiyet öğretisi konusunda da önemli hizmetlerde bulundu. Kürd medreseleri önemli din adamlarını yetiştirdi. Geçmişten günümüze Kürdistan’da birçok medrese islam dinine hizmet etti. Kızıl Medrese, Diyarbakır Sitrabas ve Aktepe medreseleri, Medresa Findika Botan, Medreseya Bêdarê, Norşin Medresesi, Mir Hesenê Weli medresesi, Van’daki Şikal, Bitlis Hizan’daki Xeyda Medresesi, Doğubeyazıt’taki Ahmed-i Xani medresesi, Van’daki Bediüzzaman Said Nursi (Horhor), Muş, Silvan, Tillo, Musul ve Zaho medreseleri önemli medreselerdir.

Fatih’in eğitmeni Mela Goran, danışmanı Akşemseddin, Yavuz’un danışmanları Mevlana İdris ve Çelebi Mehmed, Kanuni’nin Şeyhül İslamı Ebu Suud efendi, Türk musikinin mucidleri, Dede Efendi, Hacı Arif bey ile Salâ ve Ezanın bestekarı Mustafa İtri gibi bestekar ve müzisyenler Kürd asıllıydılar. Bu ve benzer yüzlerce Kürd bilgin İslamiyet’e sayısız hizmetlerde bulundu.

Ne yazık ki, Ortadoğu’nun en kadim halkı olan Kürdler ve uygarlığa, insanlığa ve İslamiyet’e beşiklik etmiş olan Kürdistan kimi İslam ülkeleri tarafından, işgal, ilhak ve kuşatma ile baskı altında tutulmaktadır.

Kürdler Türkiye’de kendi dilleri ile ibadet bile yapamamaktadır. Dualarını ve taziyelerini bile kendi dillerinde yapmaları engellenmektedir. Mevlüdü camilerde Kürdçe okumak ve okutmak yasak. Diyanet İşleri Başkanlığı Kuran’ın Kürdçe mealini kabul etmemektedir. Kürdler Şafi mezhebine göre inançlarını özgürce yerine getirememektedirler. Devlet Hanifi mezhebi Türk mezhebidir diye adeta resmi mezhep haline getirmiştir. Kürdistan’a tayin edilen tüm din görevleri Hanefi mezhebine göre ibadeti zorunlu kılmaktadır. Taziye ve hutbeler Türkçe’nin dışında herhangi bir dilde yapılamamaktadır. Bu durumu hiçbir din ve inanç haklı göstermez.

Bu durumda Kürd dilini yasaklayan, Kürdlere hayatı zindan eden baskı ve katliamlarla Kürdleri engellemeye çalışan, Kürd ülkesini savaş ve yangın yerine çeviren bu devletlerin hangi inanca hizmet ettikleri belli değildir. Bu devletler ırkçı ve sömürgeci politikalarını sürdürmekte oldukları halde hala İslamiyet’i kendi siyasetlerine alet etmekten geri kalmamaktadırlar.

Adı geçen devletler Kürd varlığını hep kendileri için bir tehdit olarak algıladı. Bu yüzden Kürdlerin özgürleşmesini hep engelledi. Riyakârlık ve çifte standartlarla kendilerine reva gördükleri hiçbir şeyi Kürdlere reva görmediler. Gurur, kendini üstün görme ve kibirleri hep hasetlerinden gelmektedir.
Türk siyasetinin müracaat kapılarından olan Menzil tarikatının şeyhi tüm hayatı boyunca yeter derecede Türkçe dilinde kendini ifade edemediği için, kendisini ziyarete gelen Türk “müridleri” iyi anlasın diye telkinlerinde hep tercüman kullandı. Türk siyaset ve din adamları onun huzurunda el bağlayıp boyun büktüler, hala da aynı dergaha gidip gelirler. Hal böyle iken, Kürd varlığını inkar edecek kadar aymaz bir tutum içindedirler.

Fethullah Gülen denilen sahtekarın kendisi, Bitlis ili Hizan ilçesi Nors köyünden Bediuzeman Saidê Kurdînin Nur cemaatinin talebesi olduğu halde bir demecinde “Benim Türklük gururum Bediuzeman hazretlerini görmemi engelledi” diyecek kadar açıktan, dindarlık adına ırkçılık yapmaktan geri durmadı.

Görünen n ki, Ortadoğu’da zalimler ve mazlumlar aynı dinden olsalar bile, Kürd karşıtı nizamın etnik İslamcılığı ve dindaşlığı Kürd hukukunu çiğnemeye engel teşkil etmiyor.

Kürd milleti tüm bunları hak etmiyor. Bu koşullarda onların “din kardeşliği” söylemi bir safsata ve aldatmacadır. Artık bu palavralara kanmamak gerekir.

Bu yazı Ramazan Bayramı arifesine denk geldi. Bu bayramda da her bakımdan kısıtlı ve tutuklu durumdayız. Gelecek bayramlarda daha özgür olacağımız kuşkusuzdur. Özgür ve demokratik bayramlarda, hep birlikte bayram sevinci yaşamaya ve hayatı bayrama çevirmeye hep birlikte varmak dileğimle, iyi yürekli, temiz ve saf Müslümanların Ramazan Bayramı’nı kutlarım. 12.05.2021

*HAK-PAR GENEL BAŞKANI

İlgili İçerikler

İletişimde Kalın

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
0TakipçilerTakip Et
0AbonelerAbone

Son Eklenenler