22 C
Diyarbakır
Perşembe, Eylül 23, 2021

DIRBAN’DA İKİ GÜN

Yaklaşık okuma süresi: 3 dakikaSevgili okurlar,

6 Nisan’da Mersin’den başlayarak doğuya doğru bir ay boyunca HAK-PAR il ve ilçe örgütlerini arkadaşlarla birlikte dolaştım. Urfa’ya, Mardin yöresine, Diyarbakır’a, Van’a, Elazığ’a,  Batman’a ve Malatya’ya gittim. Kitleye açık konferanslarda ve partililerle yaptığım toplantılarda konuştum. Yeni kurulan bazı il ve ilçe örgütlerini açtım.

Doğal olarak bunlar bir yanıyla yorucuydu. Ama yapılan iş olumluysa, kitlelere bir mesaj veriyorsanız ve sonuçta örgüt çalışması canlanıyor ve örgüt ağı yaygınlaşıyorsa buna değer. Ben ve arkadaşlarım da bu nedenle yorgunluktan şikayetçi değiliz. Ben kendi payıma, çalıştığım günler değil, boş kaldığım günler sıkılır ve yorulurum.

Memnuniyetle belirteyim ki 6 ay önce yapılan HAK-PAR’ın 5. Kongresinden bu yana örgütümüzde göze çarpan bir canlanma var. Yeni il ve ilçe örgütleri kuruldu ve bu süreç devam etmekte. Önümüzdeki günlerde Antep, Mardin ve Dersim il örgütleri de dahil, yeni örgütlerimizin açılışını yapacağız.

Gezimin son iki günü (6-8 Mayıs) ise kendi köyümde, Dırban’da idim.

Yurda dönüşümden bu yana köye ikinci gidişim bu. Daha önceki 2011 sonbaharı idi. Bu kez ilkbahara rastladı ve her yer yemyeşildi. Ne yazık ki badem ve kiraz ağaçlarının çiçek açtığını göremedim. Meyve ağaçları çiçeklerini dökmüş, meyveye durmuşlardı. Badem çağlasının zamanı idi. Köylüler şu günlerde topraktan mantar fışkırması için ilk yağmurun beklentisi içinde idiler. Bizim yörenin mantarları ünlüdür. Ama biz ordayken bir ara gökyüzü kapanıp bir hayli gürlediyse de yağmadı, sağanak uzağımızdan geçti.

Yazın yaklaşmasıyla birlikte kentlerden köye yöneliş de başlamış. Gelenler genellikle işçi ve memur emeklileri. Bahçe ve bostanlarında kadın-erkek çalışıyorlar. Eski toprak damların yerini iki-üç katlı, çatılı evler almış. Çoğunun yanı başında da birer otomobil…

Gündüzleri dut ağacının altında, bizi ziyarete gelen kadın-erkek köylülerimizle sohbet ettik. Köydeki olumlu değişimin bir görüntüsü de bu. Eskiden olsa hoşgeldine sadece erkekler gelirdi.

Buraya Diyarbakır-Batman yöresinin bunaltıcı sıcağından geçip geldik. Ama rakımı 1500 metreyi aşan köyümüzde gündüz ortası bile hava serin. Akşamla birlikte soğuk çıkıyor.

Son iki yıl içinde yaşlı kaysı, dut ve badem ağaçlarından bazısı daha, kışın yağan bol karın ağırlığına dayanamayıp göçmüş. Harmanın üstündeki koca badem de bir dalını yitirmiş, ama yaşlı bir pehlivan gibi yine de dimdik ayakta duruyor. Eski pınarın yanındaki iki yaşlı ve kocaman meşe ağacı da ayakta. Koca cevizler ortadan kaybolalı beri kuş yuvaları bu iki meşede toplanmış. Kürtçe “diksılêman” dediğimiz çavuş kuşunun ötüşünü de orada dinledim ve resimledim.

Gündüzleri bahçe kuş sesleriyle cıvıl cıvıl. Bir tanıdığımla telefonda konuşurken kuş seslerini fark etti hemen.

Yeğenim Derya bahçeye yeni ağaçlar dikmiş; ceviz, elma, badem, dut, kiraz ve vişne ağaçları…

Bahçede dolaştım ve bu mevsimde açan çiçeklerin bir bölümünü, kızıl laleleri ve mor sümbülleri resimledim. Diz boyunu aşan bahçe otlarının arasında gözüme bir karınca yolu çarptı. Bahçenin alt tarafından gelip üst yanında bahçenin öbür yanına uzanıyordu…

Daha önceki gelişimde tanıştığım iki kedi görünmediler. Bu nedenle bahçedeki sincaplardan biri yandaki kurumuş kaysı ağacında özgürce dolaştı, inip havuzdan su içti. Komşumuz ve köyün muhtarı Celal’in iki kocaman köpeği de bizi yalnız bırakmadılar. İlgimi çeken köpeklerin, havuzdan değil, doğrudan havuza akan musluktan su içmeleriydi. Demek ki onlar da temiz suyu ötekinden ayırt ediyorlar.

Bir öğlen sonu köyün üst tarafındaki Gov’a çıktık. Pınar yolunun iki yanını süsleyen şilanlar (yaban gülleri) henüz mest edici güllerini açmamışlardı. 70 yaşındaki Ali Kaya Dede, eşiyle birlikte bahçesinde çalışıyor, bostanını ekime hazırlıyordu. Oracıkta odun ateşiyle bize çay yaptı, çay içip ağaçlara ve siyasete dair konuştuk.

Bu da doğa ve siyaset, geçmiş ve gelecek arasında uzanan ömrümüzden iki ilginç gün oldu ve 8 Mayıs günü öğlen vakti yolculuk yeniden başladı…

Yol deyince, 1994 yılında, “Dicle’de yol kesik” iken yazdığım bir şiirimi hatırladım:

YOL

Ağustosböceği cızır da cızır

Zamanı kemiriyor

Günler zor geçiyor

Yel olup esmeli şimdi

Bulut olup göçmeli

Yolcu yolunda gerek

Yol, dirimsel bir soluktur

Uçar kuş, açar güldür

Akar kan, uçarı gönüldür

Gün olur acı ayrılık

Gün olur özgürlüktür

Ömür biter yol biter

Yaşam bir yolculuktur

Yol görünür gidemezsen

Sınırları aşamazsan

Cennet cehennem olur

Ne gül, ne göl dağıtır

Yüreğin kederini

Ne türkü, ne şiir

Ağustosböceği cızır da cızır

Dicle’de yol kesiktir

Haziran 1994

————————————————————-

Not: İki hafta kadar önce yazılan bu yazıyı yayınlamayı, araya üzücü Reyhanlı olayı girdiği için bir süre erteledim. (18 Mayıs 2013)

İlgili İçerikler

İletişimde Kalın

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
0TakipçilerTakip Et
0AbonelerAbone

Son Eklenenler