23 C
Diyarbakır
Cumartesi, Eylül 18, 2021

Özrün Arka Planı

Yaklaşık okuma süresi: 3 dakika

Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin bozulması İsrail’in Gazze operasyonunun ardından İsviçre’nin Davos kentinde Erdoğon ile Ş.Peres’in katıldığı bir toplantıdaki tartışma ile başladı. “One Minute” sözü literatürümüz de bu tartışma ile özdeşleşmiştir. 30 Mayıs 2010’da Mavi Marmara Gemisinde bulunan bazı Türk vatandaşlarının uluslar arası sularda İsrail askerleri tarafından vurulması ilişkileri iyice gerginleştirdi. Erdoğan’ın 28 Şubat 2013’de Viyana’da BM Medeniyetler İttifakı Forumu’nda Siyonizm’i, faşizm gibi insanlık suçu sayması bardağı taşıran son damla oldu. Nitekim ABD Temsilciler Meclisinin demokrat ve cumhuriyetçi üyelerinden 89 kişi Erdoğan’a mektup yazarak Siyonizm’i faşizm ile eşdeğer gösteren sözlerini geri almasını istediler, ancak Erdoğan sözlerinin arkasında olduğunu belirtti. Bu durumdan iyice rahatsız olan ABD yönetimi harekete geçti. Dışişleri bakanı John Kerry, Davutoğlu ile yaptığı görüşmede İsrail konusunda Türkiye ile ayrı düştüklerini beyan etti, ancak ilişkilerin düzelmesi için zaten daha önceden başlatılan girişimleri de hızlandırdı. Nitekim 20 Mart 2013’de Obama’nın İsrail’de olduğu sırada yapılan bir telefon görüşmesinde Obama’nın şahitliğinde İsrail, Türkiye’den Mavi Marmara Gemisi’nde yaşananların sonuçlarından dolayı özür diledi, tazminat ödemeyi ve Gazze’ye yapılan ambargonun yumuşatılmasını-ki zaten yumuşatılmıştı- kabul etti. Böylece ilişkilerin normalleşmesi adına karşılıklı büyükelçiler tekrar atanacak, İsrail; Türkiye’de tatbikat yapabilecek, devlet ihalelerine girebilecek ve Filistin sorunuyla, ilgili karşılıklı işbirliği yapılacaktır. Ancak Flitsin sorunu konusunda ilişkilerin derinliği şimdilik söz konusu değil.

 

Evet, krizin bir anlamda kronolojik hikayesi budur denebilir. Ancak kriz sonrası nasıl okunmalı denildiğinde komplo teorileri yürütmekten ziyade rasyonel bir anlayışla Ortadoğu ve ilgili aktörlerin ne yapmak istedikleri dikkate alınmalıdır demekle birlikte şu da unutulmamalı. Bugün rasyonel olan şartlar değiştiğinde irrasyonel olabilir.

 

Özür konusu zaten geçmişi uzun yıllara dayanan ABD, İsrail ve Türkiye ittifakını şimdilik tekrar rayına oturttu. Bu üçlü arasında yer yer bazı sorunlar yaşansa da bu sorunlar bir şekilde aşılıyor. Çünkü ABD bölgenin yeniden yapılandırılmasında bu iki ülkeye bazı misyonlar biçmiş durumda. Bu misyonun bölgede kısa vade de ne olacağı konusunda somut bir veri yok. Yani şimdilik taşların nasıl oynatılacağından ziyade birlikte davranacakları gerçekleştirilmiş durumda. Çünkü iki ülke arasında yaşanan olaylardan sonra doğal olarak bir güven kaybı söz konusudur. Belli ki ilk yapılacak olan bu güvensizliği onarmak sonrasında yapılacaklar ise ilgili devletlerin birbirini tamamlayarak harekete geçmesi şeklinde olacaktır.

 

Türkiye’nin özürden önce bölgede inişli-çıkışlı tutarsız, net olmayan bir politikası vardı. Bu durumu örtbas edecek somut başarı İsrail’in özrü oldu. Bu konu zaman zaman gündeme gelecek ve Ortadoğu’da ortak dindaşlığında motivasyonu ile İsrail’e psikolojik üstünlük sağlanacaktır. Daha şimdiden Erdoğan bu psikolojik üstünlükle Arapların gözünde Mısır Eski Devlet Başkanı Cemal Abdülnasır’ın konumundan daha öte bir pozisyondadır. Bu anlamda Ortadoğu’da kült kültürüne yatkınlık, duygusallıkla yoğrularak Erdoğan için bir kazanım olabilir. Ancak siyaset, duygusallığı değil bilimselliği, kişileri değil kurumları esas alır. Nitekim Ortadoğu’da birçok put balon olup patladı.

 

Suriye’de iç savaş beklenenden daha uzun sürmekle birlikte Esad’ın bir şekilde gideceği aşikar. Ancak bu süreçte Suriye’de ki kimyasal silahların radikal grupların eline geçebilme ihtimali en çok İsrail’i endişelendiriyor. İsrail her ne kadar “Demir Kubbe” adı verilen füze savunma sistemine sahipse ve kimyasal silahların kontrolü Rusya’ya bırakılmışsa da yine de bu durumdan tedirgin oluyor. Bu anlamda Türkiye’nin bazı radikal İslami grupları frenleyebileceğini düşünen İsrail, özür sonrası Türkiye ile geliştireceği iyi ilişkiler sayesinde bu tehlikeyi minimize etmek istiyor.

 

Büyük ihtimal ABD’nin şimdiye kadar Suriye’deki iç savaşa seyirci gibi bakma süreci sona erecek ve ABD; Türkiye-İsrail-AB’nin bazı ülkeleri ile Ortadoğu’yu yeniden yapılandırma senaryosunu hayata geçirecektir. Ancak her ülkenin önceliklerini aynı potada eritmek oldukça çaba gerektirecek. Bu anlamda Kürtlerden, Sünnilerden ve Nusayrilerden oluşacak federatif bir yapı en doğrusu olmakla birlikte Türkiye’nin böyle bir yapılanmaya karşı çıkacağı bilinmektedir. İkinci seçenek Müslüman Kardeşler ağırlıklı merkezi bir yönetimdir ki bu da İsrail başta olmak üzere batının çok da sıcak bakmayacağı bir yapılanma gibi görünüyor. Başka seçeneklerde gündeme gelebilir. Ancak büyük ihtimal İsrail doğrudan bu müdahalenin içinde olmayacaktır. Çünkü böylesi bir durum Suriye halkının hatta bütün Arap aleminin oklarını İsrail’e çevirebilir. Ayrıca müdahalenin olması Rusya’nın fikri alınmadan yapılamaz diye düşünüyorum. Çünkü Rusya, Suriye’deki çıkarlarını en az zayiat ile kapatmak isteyecektir.

 

İran bir yıl içinde nükleer silah üretebilecek durumdadır. İsrail ile ABD böylesi bir silahın kendilerini şeytan olarak kabul eden İran’ın elinde olmasını büyük bir risk olarak görmektedir. Bu durumda İsrail’in ilerde İran nükleer tesislerini yok etmek için bir hava saldırısı düzenlemesi kuvvetle muhtemeldir. İsrail bu saldırıyı Türkiye hava sahasını ve tesislerini kullanarak yapmak isteyecektir. Ancak Suriye’yi kaybeden ve Irak Şiileri ile ilişkileri bir şekilde ABD’nin baskısı ile bozulabilecek olan İran, nükleer silah üretim girişimini iptal edebilir. Bu durum birazda İran’ın Rusya ve Çin’den ne kadar destek alacağına bağlı.

Son olarak Türkiye; Kerkük petrollerini kendi ülkesi üzerinden Avrupa ülkelerine pazarlamayı düşünüyor. Bu anlamda Güney Kürdistan ile yaptığı çalışmalar ABD’nin tepkisine yol açmaktadır. ABD böylesi bir durumun Irak’ı böleceğini ve Şii tarafın İran’ın yörüngesine gireceğini düşünmektedir. Ancak son zamanlarda ABD’nin bu tepkisinin yumuşadığı yönünde haberlerde basın da yer almaktadır. İsrail doğalgazının Türkiye üzerinden pazarlanması ise uzak bir ihtimal, belki bu gazın ithal edilmesi söz konusu olabilir.

 

ABD Dışişleri bakanı John Kerry’nin bir ay içinde Türkiye’yi ikinci defa ziyaret etmesi ve Erdoğan’ın Mayıs ayında ABD’yi ziyaret edecek olması Ortadoğu’nun bu yaz fazlasıyla ısınacağına bir işaret gibi görünüyor. Bekleyip görelim.

10.04.2013

 

Yazarın Diğer Yazıları

İlgili İçerikler

İletişimde Kalın

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
0TakipçilerTakip Et
0AbonelerAbone

Son Eklenenler